Yamanoğlu Aşireti'nin En Büyük Oğlu Kerim - Tıp Öyküleri: Yamanoğlu Aşireti’nin En Büyük Oğlu Kerim Sözlüğü - Ayşe Engin Arısoy - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Yamanoğlu Aşiretinin En Büyük Oğlu Kerim)

255 Views

        

Yamanoğlu Aşireti’nin En Büyük Oğlu Kerim

Ayşe Engin Arısoy

Emin Sami Arısoy

Tıp Öyküleri

***

Yamanoğlu Aşireti’nin En Büyük Oğlu Kerim Sözlüğü

Aşağıdaki açıklamalı sözlükte, sözcükler için karşılık olarak çoğu kez, “Yamanoğlu Aşireti’nin En Büyük Oğlu Kerim”deki öykülerin geçtiği ortam ve zamanda o sözcüklere yüklenen anlamlar verilmiştir.

ajans: haber toplayıp yayma işiyle uğraşan kuruluş.

akademik: bilimsel niteliği olan.

akademik kurul: üniversitelerde bir fakülte, bölüm ya da anabilim dalında görevli bütün öğretim üyeleri ya da onların katılımıyla gerçekleştirilen toplantı.

amfi: fakültelerde oturulacak sıraları arkaya gittikçe basamaklı olarak yükselen büyük derslik.

ampüte edilmek: kesilmek, uçtan kesilmek.

anatomi: gövdebilim. Beden yapısını araştıran, inceleyen bilim; fakültelerde bu bilim alanı için kurulmuş anabilim dalı. Tıp fakültelerimizde anatomi dersleri 1 ve 2. sınıflarda işlenir. Anatomi anabilim dallarının tıp öğrencilerine geleneksel bir ‘baskı’ duyumsattığı bilinir.

anti-anatomizan: anatomi anabilim dalınca duyumsatılan türdeki baskılara karşı gelen, bu tür baskıların karşıtı.

anti-malariyal antikor: sıtma mikrobuyla karşılaşıldığını gösteren, bedende özgül olarak oluşan, varlığı beden sıvılarında saptanan küçük yapısal parçacık(lar).

aort: Bedenin, omurganın ön komşuluğunda seyreden ana atardamarı.

apendektomi: körbağırsağın (apandis) yangılanması (iltihaplanma) nedeniyle (apandisit) ameliyatla kesilerek çıkarılması.

araştırma görevlisi: asistan. Tıp fakültesinin bir anabilim dalında uzmanlık ya da doktora eğitimi almakta olan hekim.

araziye uymak: çevreye uyum göstermek. Ortadan kaybolmak anlamında da kullanılır.

asistan: araştırma görevlisi. Tıp fakültesinin bir anabilim dalında uzmanlık ya da doktora eğitimi almakta olan hekim.

asistanlık sınavları: tıp fakültesi bitirilip hekim olunduktan sonra, uzman (mütehassıs) olmak için, bir tıp fakültesinin bir anabilim dalında ya da bir Sağlık Bakanlığı eğitim hastanesinin bir bölümünde uzmanlık eğitimi almak üzere girilen sınavlar. Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) 1981’de kuruluşu öncesinde tıp fakültesi ve eğitim hastanelerinde ayrı ayrı yapılan asistanlık sınavları, YÖK’ün kuruluşundan sonra tıpta uzmanlık sınavı (TUS) olarak merkezileşmiştir.

asiste etmek: bir ameliyat ya da girişime yardımcı olarak katılmak.

Au pozitif: B sarılığı (hepatiti) hastalığının etkeni (mikrop) olan virüs bilinmezden önce, sarılığı olan kimi hastaların kanında, o dönemde Avustralya (Au) antijeni adı verilen küçük yapısal parçacık(lar) saptandığında, hasta bulaştırıcı olarak nitelenir ve oda kapısına “Au pozitif” yazısı asılırdı. Bu adlandırma ve uygulama günümüzde sürmemektedir.

bahşiş: intörn maaşı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin kuruluş yıllarında intörnlere (6. sınıf öğrencisi) asistan maaşının yarısı kadar verilen maaş, miktarı hiç artırılmadığı için zamanla simgesel düzeyde kalmış, daha sonra da kaldırılmıştır.

başasistan: baş araştırma görevlisi. Uzmanlık eğitimi döneminin son yılındaki hekim.

batı cephesi: sevdalanma durumu.

bisturi: ameliyat bıçağı, neşter.

blok: ameliyat ya da başka bir girişimle bedenden alınan organ ya da doku parçasının mikroskopla incelemeye hazır duruma getirilen bölümü. Sözcük, hekim dilinde ‘bütün olarak’ anlamında da kullanılır.

BOS: beyin omurilik sıvısı. Beyin ve omuriliğin iç boşluklarında ve bu organları çevreleyen zarların arasında dolanan sıvı.

bölüm: tıp fakültelerindeki yapısal bölümlenmede en büyük birim.

büyük küvöz: Hacettepe Çocuk Hastanesi’nin 3. blok 9. katında yer alan, erkendoğan (prematüre) ve sorunlu yenidoğan bebeklerin yatırılarak izlendiği, ailelerin bebeklerini dış koridorlara bakan pencerelerden görebildiği ‘yenidoğan yoğun bakım birimi’nin takma adı.

C notu: Çoğu tıp fakültesinde sınavlar, 100 puanlık bir ölçümle değerlendirilir ve sonuçtaki puan harflerle belirtilir. Sınavda 60 puanın altı, İngilizce ‘failure’ (başarısızlık) sözcüğünün baş harfiyle F olarak belirtilir ve başarısızlığı gösterir: 60-74 puan C notu (orta), 75-84 puan B notu (iyi) ve 85-100 puan A notu (pekiyi) olarak kümelenir.

cut-down: kat-davn okunur. Damar yoluyla sıvı (serum) ya da ilaç sağaltımı gereken hastalarda, damara iğneyle giriş başarılamadığında, küçük bir cerrahi girişimle damara ulaşılması ve damarda küçük bir kesi yapılarak damar yoluyla uygulamanın sağlanması işlemi.

çalışma: Benzer özellikleri taşıyan bir hasta kümesinde, çözümlenmemiş bir konuda yeni bilgilere ulaşmak amacıyla yapılan araştırma.

çorba kuyruğu: İlgili öyküde, ‘çorba kuyruğu’ sözcük öbeği, o yıllarda, Hacettepe Hastanesi’nin D katı kantininde satışa sunulan, ama çoğu kez beğeni almayan sabah çorbasının bile ilgi görebildiği bir kalabalığı anlatmak için kullanılmıştır.

çömez: deneyimsiz, kıdemsiz. Görevinin ilk yıllarındaki öğretim üyesi. Uzmanlık öğreniminin ilk yılındaki yeni, deneyimsiz araştırma görevlisi.

dahiliye: iç hastalıkları.

dahiliye sınavı: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Dönem IV’te iç hastalıkları stajı bitiminde girilen, zorluğu ve başarısız olan öğrencilerin çokluğuyla ünlü staj sonu sınavı.

damarla oynamak: cerrahi işlem sırasında damara hasar vermek.

dekan: fakültenin yönetsel başkanı.

denek: bir araştırmada araştırmanın yapıldığı hasta kümesinde yer alan birey.

departman: bölüm. Tıp fakültelerinde bugün ‘anabilim dalı’ ya da ‘bilim dalı’olarak adlandırılan birimler, YÖK öncesi yapılanmada genellikle “bölüm” nitelenir, ancak İngilizce karşılığıyla “departman” olarak adlandırılırdı.

devamlı bakım: yeni adıyla ‘yoğun bakım birimi’.

diyabet: şeker hastalığı. Temel belirti ve bulguları çok su içme, çok yemek yeme, çok işeme ve kan şekerinin yükselmesi olan hastalık.

diyabet insipit: şekersiz şeker hastalığı. Temel belirtileri çok su içme ve çok işeme olan, bedende su tutulmasını sağlayan ADH adlı içsalgının (hormon) eksikliği ya da etkisiz kalışından kaynaklanan hastalık.

dizi: seri. Bir araştırmada yer alan ve benzer özellikleri taşıyan hasta kümesi. Tıp dünyasında, bir hasta dizisiyle yapılmış araştırmalar, bir ya da birkaç hastadaki ilginç özellik ya da yeni bilgilerin bildirildiği hasta sunumlarından çok daha değerlidir ve önemli tıp dergilerinde daha büyük oranda yayınlanma olasılığı bularak, araştırmacısına daha büyük bir akademik ilerleme puanı getirir.

DKÇ: doğuştan kalça çıkığı.

Doğan Taner sessizliği: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, insan yüreğine karşılık, ödünsüz ciddiliği ve eğiticiliği, yönetimindeki anabilim dalına ve derslerine de sinen Prof. Dr. Doğan Taner’in derslerinde ve bulunduğu ortamlarda öğrencileri saran kesin sessizliği tanımlayan bir Hacettepe sözü.

döküntü: Kimi hastalıklarda deride görülen küçük kızartı, leke, kabartı, sıvı dolu kabartı gibi belirtiler.

dönem: Kimi tıp fakültelerinde, altı yıllık toplam eğitim süresini oluşturan her bir eğitim yılına verilen ad.

dükkan: muayenehane, yazıhane gibi ek kazanç ortamlarını niteleyen (taşlayan) bir Hacettepe sözü.

eks: ölü, cansız beden.

ekstremite: kol ve bacakların herhangi biri, birkaçı ya da hepsi.

endokrinoloji: içsalgı (hormon) sağlığı ve hastalıkları bilimi.

endositoz: bir hücrenin yakınındaki bir parçacığı dış zarında bir cepleşme oluşturarak içine alması.

evalüasyon: değerlendirme.

exchange’: (eksçeynç okunur). kan değişimi. İngilizce ‘exchange transfusion’ olarak yazılıp Türkçe (!) ‘eksçeynç transfüzyon’ olarak söylenen sözcük kümesinin kısaltılmış biçimi olan bu sözcük yerine, günümüzde artık ‘kan değişimi” terimi kullanılmaktadır.

fellov: Uzmanlık öğrenimi yaptığı anabilim dalına bağlı bilim dallarının -varsa servis ve- polikliniklerinde sırayla çalışırken, hastaları o bilim dalı adına izleyen araştırma görevlisi.

fırça: azar, paylama.

fırça askısı: azarlanan, paylanan. İntörnlerin ‘aşağılanma’ ve paylanmasına tepki olarak intörnler için üretilmiş bir takma ad.

fitil: Genellikle ateş düşürmek için bağırsak çıkımından (makat, anüs) konularak kullanılan donmuş yağ kıvamında ve mermi biçiminde ilaç (supozituvar).

fonksiyon: işlev.

fosfoglukonat dehidrogenaz: Bedenimizde süregiden ve yaşamın sürmesini sağlayan -biyokimyasal- olayları yürüten ve kolaylaştıran, enzim adı verilen binlerce farklı molekülden (yapısal parçacık) biri.

Hacettepe: Önceleri Ankara’da bir semt adıyken, bugün ek olarak, Hacettepe Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi –Çocuk ve Erişkin- Hastaneleri, Hacettepe Çocuk Hastanesi (yeni adıyla İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi) ya da Hacettepe Tıp Merkezi’nden söz ederken, onların herhangi birini belirtmek için tek olarak kullanılan sözcük.

Hacettepe Tıp Fakültesi: Hacettepe Üniversitesi’nin tıp fakültesi, Hacettepe Üniversitesi’nin kuruluşunda Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi adıyla açılmış, Hacettepe Üniversitesi’nin yeni kurulan Erciyes Üniversitesi, On Dokuz Mayıs Üniversitesi gibi başka üniversiteler ve onların tıp fakültelerine anaçlık yaptığı 1970’li yıllarda, söz konusu tıp fakülteler de Hacettepe Üniversitesi’ne bağlıyken Hacettepe Üniversitesi Hacettepe Tıp Fakültesi adını almış, bu fakültelerin kendi üniversitelerine bağlanmalarından sonra yeniden eski Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi adına kavuşmuş, daha sonra eğitim dili Türkçe olan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve eğitim dili İngilizce olan Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesi olarak ikiye ayrılmıştır.

Harrison: İç hastalıkları bilim alanının uluslararası üne sahip temel kitabı; bu kitabı ilk hazırlayan hekimin soyadı.

hemşire fırçası: hemşire azarı, hemşire paylaması.

hepatit: karaciğer yangısı (iltihabı); sarılık adıyla da bilinen, genellikle çeşitli mikropların neden olduğu karaciğer hastalığı.

hepatosit: karaciğer hücresi.

Hepatosit Mitokondrisinde Potasyum Düzeyleri Departmanı: ‘Karaciğer hücresinin mitokondri adı verilen ve hücrenin enerji üretim birimini oluşturan yapısal bölümündeki potasyum düzeylerini inceleyen bölüm’ anlamına gelen ve tıp fakültelerindeki yapısal bölümlenmenin giderek aşırılaşmasını eleştirmek, taşlamak amacıyla uydurulmuş bir bölüm adı.

herniasyon: fıtıklaşma. Bedendeki bir organ ya da parçasının bağlantıyı sağlayan dar bir geçitten komşu bir boşluk ya da alana geçmesi ya da geçme eğilimi. Kafa içindeki basıncın arttığı (KİBA) durumlarda, kafa içindeki yapılar kafatası tabanına doğru itilir; beyinle omuriliğin bağlantısını sağlayan ve içinde dolaşımı düzenleme merkezi, solunumu düzenleme merkezi gibi yaşamsal önemde denetim birimlerini barındıran ‘beyin sapı’, kafatası tabanındaki ‘büyük delik’e doğru itilip fıtıklaşmaya zorlanarak baskı altında kalır. Bu durum kan basıncı yükselmesi, kalp hızında yavaşlama, gözbebekleri arasında büyüklük farkı, gözbebeklerinin bir ya da ikisinin genişlemesi ve ışıkla karşılaşınca küçülme özelliğini yitirmesi, gözkapağı düşüklüğü gibi belirti ve bulgulara neden olur ve kısaca ‘herniasyon’ (fıtıklaşma) adıyla tanımlanır.

hipertansiyon: kan basıncının yüksekliği.

hoca: öğretim üyesi, öğretmen.

hücre: göze. Bedenin canlılık özelliği taşıyan en küçük yapısal birimi.

ışık refleksi: Göze ışık tutulduğunda gözbebeğinin küçülmesi. Çeşitli olağandışı nedenler bu olağan yanıtı engelleyebilir.

immün yetmezlik: Bedenin savunma dizgesinin yetersizliği nedeniyle bulaşıcı ya da başka çeşitli hastalıklara karşı dirençsizlik durumu.

intern (doktor), intörn (doktor): Tıp fakültesi 6. sınıf öğrencisi. Önlüklerinin göğsünde yazan ‘doktor’ sözcüğüne karşın, hafife alınma ve türlü çeşitli işlere koşulmalarına tepki olarak, intörnlere, yine intörnlerce, zaman zaman ‘fırça askısı’, ‘joker’, ‘kâtip’, ‘Niyazi’, ‘paspas’, ‘posta’, ‘şamar oğlanı’ gibi adlar takılmıştır.

internasyonel doktor: İntörn doktorların önlüklerinin göğsünde yazan ‘İnt. Dr.’ kısaltması bazı hastalarca ‘internasyonel (uluslararası) doktor’ olarak yorumlanır; intörnler bu hastalarca, diğer hekimlere, öğretim üyelerine göre bile, daha büyük değerde görülür.

interpretasyon: yorumlama.

intrauterinoloji: rahim içi bilimi; ‘anne karnındaki bebekleri inceleyen, izleyen bilim dalı’ (!). Aslında, gebelik ve anne karnındaki bebekler kadın hastalıkları ve doğum bilim alanının izlemindedir. Bu açıdan, tıpta ‘intra-uterin-oloji’ adı verilmiş bir bilim dalı yoktur.

Hacettepe Çocuk Hastanesi’nin 3. bloku 9 katlıdır. Bloktaki katlarda yer alan servisler, ad olarak blok ve kat sıra sayılarının birlikte yazılmasıyla anılır. Örneğin, 3. blokun 5. katında yer alan çocuk servisi Bölüm 35 adını taşır. Bu bağlamda, blokun en üst katı olan Bölüm 39’un üstüne yeni bir kat yapılması durumunda bu kata ad olacak bir sayı yoktur! Böyle bir kata Bölüm 40 adı verilemez, çünkü bu durumda 4. blokun giriş katından söz ediliyor olunacaktır!.. Öte yandan, 3. blokta yukarıya çıkıldıkça çocuk servislerinin yaş sınırları azalır. Örneğin, Bölüm 35 adlı serviste altı yaşına kadar olan çocuklar yatırılırken, Bölüm 37 ve 38’de yaşamının ilk yılı içindeki çocuklar, Bölüm 39’da yenidoğan (yaşamın ilk ayı içindeki) ve erkendoğan (prematüre) bebekler izlenir. Bölüm 39’un üstüne yeni bir kat yapılması durumunda, bu sıra ile gidildiğinde, bu yeni katta daha küçük bebekler izlenmelidir. Daha küçük bebekler ise henüz anne karnındadır! İlgili öyküde, sorunun bir bölümü söz konusu yeni kata ‘intrauterinoloji’ adıyla bir bölüm kurulması düşünülerek çözümlenmiştir, ancak sıra sayısıyla adlandırmada ortaya çıkacak sorunun bir çözümü yoktur!.. Belki biraz da bu nedenle Hacettepe Üniversitesi -İhsan Doğramacı- Çocuk Hastanesi’nde 3. blok hâlâ dokuz katlıdır…

İÜ: internasyonel (uluslararası) ünite (birim) adlı ölçü biriminin kısaltması.

joker: Önlüklerinin göğsünde yazan ‘doktor’ sözcüğüne karşın, türlü çeşitli işlere koşulmalarına tepki olarak, intörnlere takılan adlardan biri.

kahvaltı töreni: Hastane servislerinde sabah çok erken saatte metal tepsi, tabak, çatal kaşık kullanılarak ve yemek dağıtım görevlilerinin işlerini bir an önce bitirmek çabasıyla acelece yaptığı kahvaltı dağıtma ve toplama işi.

kâtip: Önlüklerinin göğsünde yazan ‘doktor’ sözcüğüne karşın, her türlü yazı işine koşulmalarına tepki olarak, intörnlere takılan adlardan biri.

kıdemli: deneyimli. Uzmanlık öğreniminin ilk yılını tamamlamış ve alanında görece deneyim kazanmış araştırma görevlisi.

KİBAS: kafa içi basıncı artışı sendromu. Kafatası içindeki basıncın çeşitli nedenlerle artışı sonucu ortaya çıkan belirti ve bulguların bütünü.

Kolles kırığı: Genellikle kış aylarında olmak üzere, el üstüne düşme sonucunda önkol alt ucunda oluşan kırık.

komando harekatı: ortadan kaybolma girişimi.

kongre: Çok sayıda hekimin katılımıyla, bir bilim alanındaki son gelişmelerin tartışılması, bilgilerin paylaşılması amacıyla yapılan, birkaç günlük toplantı.

konsültan: danışman (öğretim üyesi). Polikliniklerde muayene edilen ya da servislerde yatmakta olan hastaları izleyen, tanı ve sağaltım yaklaşımlarını düzenleyen öğretim üyesi.

kuadriplejik: her iki kol ve bacağı felçli olan.

Kupffer hücresi: karaciğerde bulunan ve yabancı yapıları içine alarak (yutarak) yok eden bir hücre çeşidi.

Kupffer Cell Endositoz Fonksiyonları Departmanı: ‘Karaciğerde bulunan Kupffer hücrelerinin yabancı parçacıkları dış zarında cepleşme oluşturarak içine alma işlevini inceleyen bölüm’ anlamına gelen ve tıp fakültelerinde yapısal bölümlenmenin giderek aşırılaşmasını eleştirmek, taşlamak amacıyla uydurulmuş bir bölüm adı. Bu adda Türkçe ‘hücre’yerine İngilizce ‘cell’ karşılığının kullanılmasının nedeni, ‘endositoz’, ‘fonksiyon’, ‘departman’ gibi yabancı dillerden aşırılıp yozlaştırılarak güzelim Türkçemize sokuşturulmaya çalışılan sözcüklerin de ötesinde, bilinçsizce ya da özentiyle, yabancı dillere ait sözcüklerin, Türkçesi varken, sanki dilimizin sözcükleriymiş gibi kullanılması eğilimiyle alay edilmesidir.

kurul: Birçok tıp fakültesinin ilk üç yılında eğitimin temel yapısını oluşturan, her biri birkaç ders türünün birlikteliğinden oluşan, kurul sonu sınavıyla sona eren, birbirini izleyen ders öbekleri.

küvöz: sorunlu yenidoğan ve erkendoğan (prematüre) bebeklerin içine yatırılarak izlendiği, sıcaklık ve havalanması ayarlanabilen, duvarları ve tavanı saydam bir odacık biçiminde bebek yatağı.

literatür: bilimsel veri, buluş, çalışma ve sunumların yer aldığı dergi, kitap ve benzeri kaynakların bütünü.

LP: ‘lomber ponksiyon’. Omurganın bel bölgesindeki iki omur kemiği arasındaki aralıktan özel bir iğneyle girilerek, omurilik çevresinde dolanmakta olan beyin omurilik sıvısından örnek alma işlemi.

Mantar: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin her yıl 14 Mart Tıp Bayramı’nda yayımlanan yıllık tıp gülmece dergisi.

menenjit: beyin ve omurilik çevresinde dolanan beyin omurilik sıvısının çeşitli mikroplarla oluşan hastalığı (enfeksiyonu).

mikser: karıştırıcı.

mitokondri: hücrenin enerji üretimini düzenleyen ve sağlayan yapısal birimi.

mitral odak: kalp seslerinin göğüs ön duvarında en iyi dinlenebildiği noktalardan biri.

miyasteni: Temel belirtilerinden biri gözkapağı düşüklüğü olan bir kas güçsüzlüğü hastalığı.

monoplejik: bir kol ya da bacağı felçli.

muramidaz: Bedenimizde süregiden ve yaşamın sürmesini sağlayan -biyokimyasal- olayları yürüten ve kolaylaştıran, enzim adı verilen binlerce farklı molekülden (yapısal parçacık) biri.

muslukçu: idrar yolu ve erkek üreme dizgesi hastalıkları bilim alanında (üroloji, bevliye) görev yapan hekim.

nefrektomi: cerrahi olarak böbrek çıkarımı işlemi.

Nelson: Çocuk sağlığı ve hastalıkları bilim alanının uluslararası üne sahip temel kitabı; bu kitabı ilk hazırlayan hekimin soyadı.

Niyazi: İntörnlerin hiç bir yaptığının değer bulmadığına tepki olarak üretilmiş, kökenini dilimizdeki “(.)ok yoluna gitti Niyazi” sözünden alan bir takma ad.

nonoş: Cinsiyeti görünüş olarak belirlenemeyen, cinsiyetine incelemelerden sonra karar kılınıp ameliyatla o cinsi­yete uydurulan bebeklerin genel adı.

Novak: Kadın hastalıkları ve doğum bilim alanının uluslararası üne sahip temel kitabı; bu kitabı ilk hazırlayan hekimin soyadı.

nöroloji: sinir hastalıkları bilimi.

oftalmoskop: gözbebeğinin ortasındaki delikten ışık düşürülüp bakılarak gözyuvarının içinin incelenmesinde kullanılan aygıt.

oligemi: damarlardaki kan hacminin azalması.

oligemik şok: damarlardaki kan hacminin azalması sonucu ortaya çıkan dolaşım yetmezliği ve kan basıncı düşüklüğü.

ortopedi: kemik ve eklem sağlığı ve hastalıkları bilimi.

otopsi: ölüm nedenini araştırmak amacıyla cesedin açılıp incelenmesi.

otopsi konsültanı: otopsi işlemini yöneten danışman öğretim üyesi.

otoskop: dış kulak yolu ve kulak zarının incelenmesinde kullanılan aygıt.

ödem: şişme.

öğretim görevlisi: Fakültelerde eğitimin yürütülmesinde görevlendirilebilen, öğretim görevlisi unvanlı üniversite öğretmeni.

öğretim üyesi: Fakültelerde eğitimin yürütülmesiyle görevli, yardımcı doçent doktor, doçent doktor ya da profesör doktor unvanlı üniversite öğretmeni.

pansistolik üfürüm: yüreğin bütün kasılma süresi boyunca duyulan, yürekteki yapısal bir sorun nedeniyle oluşan ek ses.

paraplejik: bedeninin alt yarısı felçli.

paspas: Önlüklerinin göğsünde yazan ‘doktor’ sözcüğüne karşın, sürekli aşağılanmalarına tepki olarak intörnlere takılan adlardan biri.

patron: üst, amir, danışman

peritonoskopi: karın duvarında bir delik açıp girilerek ışıklı bir aygıtla karın boşluğunun ve karı boşluğunun iç yüzeyiyleiç organların üstünü örten karınzarının incelenmesi.

plevra: akciğeri saran iki tabakalı zar.

poliklinik: Hastaların ayaktan muayenelerinin yapıldığı hastane bölümü.

posta: hizmetli, müstahdem. Önlüklerinin göğsünde yazan ‘doktor’ sözcüğüne karşın, getir götür işlerinde hoyratça kullanılmalarına tepki olarak intörnlere takılan adlardan biri.

post-travmatik: çarpma sonrası.

‘problem oryantıd’: soruna dayalı. 1970’li yıllardan başlayarak yayılan, hastalara tanı konulması sürecinde ya da eğitim yöntemi olarak sorunun temel alındığı yaklaşım. ‘Oryantıd’ sözcüğü, yabancı dillere ait sözcüklerin -bilinçsizce ya da özentiyle- Türkçemize sokulduğu zavallı örneklerden biri olarak dilimizdeki kullanımını sürdürmektedir…

prof: profesör sözcüğünün özet söyleniş biçimi.

psikiyatri: ruh sağlığı ve hastalıkları bilimi.

rektör: üniversitenin yönetsel başkanı.

romatizmal kalp hastalığı: Romatizma hastalığının yüreği etkilemesi sonucu oluşan sorunlar.

sağ yumruğun ikinci parmağını açarak selamlama: genel cerrahi ve üroloji bilim dallarında muayenenin bir bölümü olarak, hekim sağ elinin ikinci parmağıyla makattan muayene yapar.

sağ yumruğun ikinci ve üçüncü parmaklarını bitişik açarak selamlama: kadın hastalıkları ve doğum bilim alanında muayenenin bir bölümü olarak, hekim sağ elinin ikinci ve üçüncü parmaklarını bitişik kullanarak muayene yapar.

Scwartz: Genel cerrahi bilim alanının uluslararası üne sahip temel kitabı; bu kitabı ilk hazırlayan hekimin soyadı.

sendrom: hastalık. çeşitli belirti ve bulguların bütünüyle nitelenen hastalık.

seri: bakınız; dizi.

sfigmomanometre: kan basıncı ölçüm aygıtı.

serum: kansuyu. Damar yoluyla verilen sıvı.

servis: koğuş. Benzer özellikleri taşıyan ya da sorunları benzer olan hastaların yatırıldığı odaların bütünü. Örneğin, çocuk servisi, genel cerrahi servisi.

servis ekibi: Bir serviste görevli hekim, hemşire, intörn ve diğer çalışanların bütünü.

silah sesi: 1970’lerin son birkaç yılında, yurdumuzun birçok kent ve yöresinde akıl almaz silahlı çatışmalar olmakta, hemen her yerde silah sesleri duyulmakta ve neredeyse her gün çok sayıda Türk genci yaşamını yitirmektedir. İlgili öyküde, o günlerin kargaşa ortamı ve -dolaylı olarak- görevini savsaklayıp o ortama yol açanlar taşlanmaktadır.

‘si-si’: santimetreküp ya da mililitre adlı hacim ölçüsü biriminin İngilizce karşılığı olan ‘cubic centimeter’ teriminin ‘cc’ olarak yazılan kısaltması İngilizce’de ‘si-si’ olarak okunur ve kimi hekimler de bu söyleyiş biçimini, Türkçe tümcelerinin içinde özensizce kullanır. İlgili öyküdeki “si-si” sözcüğü bu kullanımı taşlamaktadır.

spider’: spaydır olarak okunan İngilizce bir sözcük; örümcek. Karaciğerin önemli yapı ve işlev bozukluklarının ortaya çıktığı siroz hastalığında, deride örümceği andıran kılcaldamar yumakları oluşur. Bu oluşumlar, yapılarından kaynaklanan bir benzetmeyle İngilizce tıp dilinde ‘spider’ olarak adlandırılır. İlgili öyküde ‘spider’ sözcüğüyle, kimi hekimlerin bu İngilizce sözcüğü Türkçe tümcelerin içinde özensizce kullanması taşlanmıştır.

staj: Tıp fakültesi dördüncü ve beşinci sınıflarında, öğrencilerin, bir anabilim dalında, öğretim üyelerinden kuramsal ve uygulamalı eğitim alarak, onların denetiminde hasta muayene edip, hastalara yönelik tanı, sağaltım ve izlem etkinliklerine katıldıkları öğrenim dönemi.

stajyer (doktor): Tıp fakültesi dördüncü ya da beşinci sınıf öğrencisi.

steteskop: hekimlerce hasta muayene ederken kullanılan dinleme aygıtı (alet).

sütçocuğu: bebek; yaşamının ilk yılındaki çocuk.

şamar oğlanı: herkesin kolayca gelip çattığı, öfkesini ondan çıkardığı, payladığı kişi. Önlüklerinin göğsünde yazan ‘doktor’ sözcüğüne karşın, onlara böyle davranılmasına tepki olarak intörnlere takılan adlardan biri.

şathiyyât-i sûfiyâne: ‘Tanrı ile şakalaşma’. Tasavvufta ve özellikle Bektaşi şiirinde görülen, varlığın birliği (vahdet-i vücut) anlayışına dayalı olduğu halde Tanrı inancına aykırı gibi görünen, Tanrı ile şakalaşır gibi yazılan, taşkın, ‘ölçüsü kaçmış’ şiirler (ve yazılar!).

taşikardi: yüreğin olağandan hızlı çarpması.

tekmil: bütün, eksiksiz.

tez: doktora ya da uzmanlık öğrenimi sırasında, bir araştırma görevlisinin bir denek kümesinde yapmak zorunda olduğu araştırma çalışması ve belirlenmiş bir biçim ve kurallar çerçevesinde bu araştırmayı sunan yazı.

tonus: gergi. Kasların kasılmazken gösterdiği gerginlik durumu.

topluiğne sınavı: Kimi tıp fakültelerinin anatomi sınavlarında çeşitli organ ya da parçalarının bölümlerine topluiğne batırılıp, öğrencilerden bu bölümleri tanıyarak adını yazmalarının istendiği sınav.

totoş: tetanoza ya­kalanmış yenidoğan bebek.

travay: doğum eylemi.

turgor: dokuların, özellikle derinin sahip olduğu su durumu.

üfürüm: Yüreğin dinleme aygıtıyla dinlenmesi sırasında duyulan ve genelde sağlıklı bireylerde duyulmaması gereken ek ses.

üroloji: bevliye. İdrar yolu ve erkek üreme dizgesi hastalıkları bilimi.

vaka: ‘olgu’. Hastalığı ilginç özellikler taşıyan ve çeşitli bilimsel toplantı ve yazılarda diğer hekimlere de sunulan hasta. Günümüzde ‘vaka’ sözcüğü yerini giderek ‘olgu’ sözcüğüne bırakmaktadır. Her iki sözcüğün de söz konusu anlamda kullanılmalarının yanlışlığının bilinmesine karşın, bu anlamdaki kullanımları yerleşmiştir. İlgili öyküde ‘vaka’ sözcüğü, hastaların birer ‘vaka’ olarak değerlendiren, onları insandan, sunumlarıyla puan kazanılacak birer araca indirgeyen anlayışları taşlamak amacıyla kullanılmıştır.

virüs: Yalnızca hücre içinde çoğalabilen, çok sayıda çeşidi olan, inunvan, hayvan ve bitkilerde çeşitli hastalıklara yol açabilen bir mikrop türü.

vizit: Yatan hastaların durumlarını değerlendirmek amacıyla hekimlerce yapılan servis gezintisi, ziyareti.

yenidoğan: Yaşamının ilk ayı içindeki bebek.

yirmi dört kısım tekmili birden:baştan sona bütün bölümleriyle eksiksiz olarak.

ZFC: u/1617-12S; 95EA salonu: Hacettepe Üniversitesi’nin tıp fakültesi ve hastanelerinde amfi, salon ve dersliklere harf ve sayılardan oluşan adlar verilmesi taşlanmak istenirken oldukça abartıya kaçılmış uydurma bir adı olan salon.

-*-

Yamanoğlu Aşireti’nin En Büyük Oğlu Kerim

Ayşe Engin Arısoy

Emin Sami Arısoy

Tıp Öyküleri

İstanbul: İleri Yayınları, No: 168, ISBN: 978-9944-109-61-1, Mart 2009:81-94.