Yamanoğlu Aşireti'nin En Büyük Oğlu Kerim - Tıp Öyküleri: 3. Stajyerler Geliyor!.. - Ayşe Engin Arısoy - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Yamanoğlu Aşiretinin En Büyük Oğlu Kerim)

261 Views

        

Yamanoğlu Aşireti’nin En Büyük Oğlu Kerim

Ayşe Engin Arısoy

Emin Sami Arısoy

Tıp Öyküleri

***

3

Stajyerler Geliyor!..


Atasözleri ‘terazi ve dirhemi’nden söz eder...

İki binli yıllarda ‘Hacettepe’nin neredeyse tüm köşe başları, 1970'li yılların öğrencileri­nin elindedir artık. Ve bu yılların birinde, dönemler bin beş yüzer öğrenciyle yeni bir ders yılına başlar...

***

Kolunda bir acıyla uyanır uyanmaz, önceki sa­bahtan bu yana kırpılmamış bir çift kıpkırmızı intörn gözüyle karşılaştı gözleri. "Kan almak gerekti de..." dedi 'İnternasyonel Doktor'.

İğnenin üçüncü girişiyle işlem tamamlandı. "Bu kevgire çevirme uğraşı da sağaltımın bir parçası olmalı..." diye dü­şündü.

Saat yedi buçuğa geliyordu. Demek ki, sabahın köründeki kahvaltı töreninin geleneksel gürültü­süne uyanamamıştı bugün. Pantolonunu giydiği gibi odadan çıktı. Belediye otobüslerine taş çıkartacak kadar yüklü asansörlerin kamburlaşmış kapılarını, koridorlarda koşuşturanları ve dışarıyı seyrederek indi merdivenlerden. Ankara'ya ağır bir yağmur iniyordu o sabah.

D katındaki kalabalığı görünce şaşkına döndü. Adım atacak yer yoktu. D katının kantinindeki çorba kuyruğu bile tıklım tıklımdı. Bir olağandışılık vardı bu işte, ama neydi?..

Az sonra, korkunç gerçeği fark eden gözleri, staj­yer yanında fırçalanmış çömez öğretim üyesi öf­kesi gibi büyüdü... Yağmurluklar, pardösüler çı­karılıyor, beyaz önlükler giyiliyordu. Stajyerlerin başlayacağı, “hastanenin işgale kalkışılacağı” gün bugündü demek...

Kalorifer borusuna anahtarlıkla üç kez hızlıca vurdu. Sesler borularda -stajyer beynine inen hemşire fırçası örneği- ilerleyerek Bölüm 41'e ulaştı. Bu birinci düzeyde alarm, anında çoğaltıla­rak Bölüm 35'ten Bölüm 86'ya tüm servislere ya­yıldı. Kalorifer borularında bir tıkırtıdır giderken, ortalığı "Stajyerler geliyor!.." uğultusu kapladı.

Bütün asansörler anında durduruldu. Servis ve oda kapıları kilitlendi. Hastalar tuvaletlerde mevzilenmek için yarışa girerken, 85'te ‘spider'lar bi­raz daha küçüldü, Bölüm 24'te tüm döküntüler kayboldu. 82'de, travaydaki iki yolcu gelmekten vazgeçip yuvalarına döndü. Nöroloji servisinde kuadriplejik birkaç hasta monoplejik duruma geldi, paraplejikler bütünüyle düzeldi...

D katındaki 'vaka', vizitte konsültan şaşırtmış stajyer edasıyla merdivenlere yöneldi. Ama, içindeki pijamasının, pantolon paçasından sarktığını bilemezdi ki...

Asansörlerin önünde he­men alaşağı edildi. Kulakları­na otoskop, gözlerine oftalmoskop ışıkları doldu. Kan basıncı her dört ekstremitesinden defalarca ölçüldü. Her seferinde de bir öncekinden biraz daha yüksek bulundu. Demek ki, hipertansiyonu vardı, plevra sıvısında fosfoglukonat dehidrogenaz bakılması yararlı olacaktı; ola ki bir sendroma uy­gun çıkardı...

Olayın 58. dakikasında, tam 128. steteskop kaldırılırken mitral odakta pansistolik bir üfürüm henüz başlayacaktı…

Kısacası, bir gözünde ışık refleksinin tembel olması nedeniyle bir buçuk aydır hastanede yattığına pişman ettiler ‘vaka'yı... BOS'unda antimalariyal antikor çalışılması da, babaannesinde immün yetmezlik araştırılması gibi bir sonuç vermemişti üstelik...

Halen bir kongre nedeniyle Tanzanya'da bulunan fakülte yönetim kurulunun, bir ay önce Nepal'den Uruguay'a geçerken uğradığı Andorra'daki toplan­tısında, eğitimin bundan böyle öğretim görevlile­rince yürütülmesi kararlaştırılmıştı. Bu, görevi intörnlerin yüklenmesi demekti. Karar yine iki ka­deme sekerek uygulamaya girecekti nasıl olsa... Elbette ‘vaka'nın bu karardan haberi olması da hiç beklenemezdi...

Ve saatler, her servisin saati bir başka zamanı gösterse de, normalde sekiz buçuğu vururken akın başladı. Stajyer kolları, servislere doğru bütün mer­divenlerden hızla tırmanmaya başladı.

En önde, polikliniklerde kâtip, departmanlarda paspas ya da fırça askısı, servislerde posta ya da şamar oğlanı, kalan çok çeşitli yer ve işte de joker olarak kullanılan, resmi duyurulardaki adı 'Dönem VI Öğ­rencileri' olan intörnler, duvarlardaki "Jokerler! bahşişinizi alın, kapınıza Niyazi yazdırın!.." gibi anti-anatomizan sloganlara aldırmadan ve mezun olur olmaz ‘dükkan’ açmaya kararlı gözlerle yürüyordu. Eee, dünya da ‘prof’ oluşun hemen ikinci günü 'dükkan' açmayı bekletmeyecek kadar hızlı dönü­yordu artık...

Arkada her zamanki tıraşlı (!) yüzleri ve kravatlı (!), blucinlerden arınmış (!) giysileri ile stajyerler geli­yordu. Hemşireler, bir günde beşten çok stajyer haşlamama kararı ve Dönem II amfilerine anatomi derslerinde perde perde çöken 'Doğan Taner Ses­sizliği' içinde seyretti grupları. Servislerdeki genel cerrahi ve üroloji asistanları, grupları, sağ yumruklarının ikinci parmaklarını, kadın-doğum asistanları ise ikinci ve üçüncü par­maklarını -bitişik- açarak selamladı...

İlk odaların zorlanması sonucunda, hastaların savunması dahiliye sınavına giren stajyer dizlerinin bağı gibi çözüldü. Elbette ilk düşen bütün cerra­hi servisleriyle nöroloji servisi oldu. Oysa, Bölüm 86'nın, kapısında 'Au Pozitif Hasta Var, Aman Dikkat...' ya­zan ilk odası ve Bölüm 24'ün düşmesi ne demek, dolaylarına yaklaşan bile olmayacaktı...

Bütün bunlar olurken, 983K/26HmU-53 salonun­da üst düzeyde bir toplantı henüz başlıyordu. 'Bü­yük küvöz' adıyla bilinen Bölüm 39'un üstüne yapı­lacak Intrauterinoloji Servisi'ne hangi sayının ad olarak verilmesi gerektiği uzun tartışmalara neden olacaktı bir süre. Ardından, Bölüm 22'de bir pen­cere camının kırık olmasından ötürü, ikinci blokun yıkılıp yeniden yapılması karara bağlanacaktı. Heykelin önünde önlükleriyle top oynamak iste­yen öğrenciler için özel bir önlük fonu kurulması­na da karar verildi. Toplantı, başkanın son Antartika kon­gresi anılarını anlatmasıyla bağlandı...

Servislerde bir tarihsel uzlaşmadır sürerken, 'Kupffer Cell Endositoz Fonksiyonları Departmanı' başkanı, odada aynı masayı bölüştüğü 'Hepatosit Mitokondrisinde Potasyum Düzeyleri Departmanı' baş­kanına dönüyordu tam o sıralar: “Şu vakanın se­rum muramidaz düzeyi 0,3 İÜ daha yüksek çıksay­dı, dünyadaki üçüncü vakayı biz yayınlamış olacak­tık..." Aynı odayı paylaşan diğer sekiz başka ‘departman’ın başkanları ve ‘fellov’ları onu başlarıyla onayladı...

Saat 15.00 sularında, falanca bey ya da filanca hanımın tez ya da ‘çalışma’ları için şu kadar 'si-si' kan almak üzere; 'Kan Alma Departmanı'ndan bir öğretim üyesi, 'Oligemik Şok Tedavisi Departmanı'ndan iki asistan ve bir imamdan kurulu ekipler servislere dağıldı... Tanrı deneklerin günahları­nı bağışlasın...

Saatler 16.00’yı gösterirken stajyer grupları ya­vaş yavaş çekildi servislerden. Ardından, görevli intörnler, bir günde yirmi üç Kolles kırığı sarmış ortopedi asistanı coşkusuyla, yüzlerce stajyer grubunun geçtiği odalarda hâlâ sağ olan ya da kendinde olmayan hastaları, acil servise taşımaya başladı.

Yeni bir ders yılının ilk günü böylece bitmiş olu­yordu. Ajanslar, fakülte yönetim kurulunun Dün­ya Fakülte Yönetim Kurulları Kongresi için Gröndland'a geçtiğini bildirirken gün yeni iniyordu Ha­cettepe'ye...

***

Yerinden kalkıp sahnenin ortasına geldi tarih ana. Sırtını sıvazladı oğlunun. "Aferin" dedi, "Gü­zel bir gün yazmışsın. Yalnızca, ikinci günü yazarken birkaç da silah sesi ekle ki, daha doğal olsun..." Ve perdeler yavaş yavaş indi...

Perdeler inerken ön sıralarda protesto gösteri­leri başladı. Sahneye eski Scwartz’lar, kullanılmış ‘Nelson’lar, tozlu ‘Harrison’lar, kanlı ‘Novak’lar, steteskoplar, sfigmomanometreler yağıyor, "... Kurumların kişiliğiyle alaydır bu!.." gibi söz­ler duyuluyordu...

***

En dıştaki perdeler, protesto eden se­yircileri de içine alacak biçimde ağır ağır kapan­dı. Asıl seyircilerse, başları önde, en küçük bir tepki göstermeden, yavaş adımlarla salonu terk etmeye başladı...

***

Asistan Niyazi, bir bahar güneşiyle açtı gözleri­ni. Saat dokuz buçuktu. "İyi uyumuşum..." diye dü­şündü, "Güzel bir cumartesi. Ne güzel… Nöbetçi de değilim bugün..."

***

Bir ses, "Kalksana..." dedi: "Yeni bir 'exchange' seni bekliyor..."

Kıdemlinin sesiydi bu! İliştiği sandalyede şöyle bir doğruldu. Gözlerini ovuştur­du.

Tavandaki lambaydı bahar güneşi... Ve saat sabahın üç buçuğuna geliyordu...

-*-

Yamanoğlu Aşireti’nin En Büyük Oğlu Kerim

Ayşe Engin Arısoy

Emin Sami Arısoy

Tıp Öyküleri

İstanbul: İleri Yayınları, No: 168, ISBN: 978-9944-109-61-1, Mart 2009:31-36.