Kısaca Pırpır - Öyküler: II. Tanyeli Sokağı - 10. Lütfen - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Kısaca Pırpır)

158 Views

        

KISACA PIRPIR

Emin Sami Arısoy

Öyküler

***

Emin Sami Arısoy. Kısaca Pırpır. İstanbul: İleri Yayınları,

ISBN: 978-9944-109-60-4, Ocak 2009:1-232.

***

II

Tanyeli Sokağı

***


10

Lütfen

“Ağabey, Allah seni inandırsın, hiç böyle şey gelmemişti başıma… Tam bir karabasan yani!..” dedi Hüseyin.

“Biliyorsun geçen haftayı. Nasıl boğucu sıcak o öyle, nasıl nem, soluk bile alamıyorsun! Solungaçlarımız çıkacak neredeyse…

O çarşamba nöbetçiyim, eczane durulur gibi değil! Her beş on dakikada bir geçip arkaya su dökünüyorum, kesmiyor vallahi! Zaten millet sokak ortasında hortumla yıkanıyor artık, öyle bunaltıcı...

Gece yarısı oldu, herkes dışarılarda daha. Bir şort, bir askılı tişört, ayakta terlik, attım tabureyi eczanenin önüne. Vantilatör de yanımda, açsam mı, kapasam mı ben de şaşırdım, bazen onun üflediği bile kavuruyor adamı.

Neyse, saat oldu iki buçuk. Gözlerim hafiften kaymaya başladı. Gelen giden kesildi. Topladım tası tarağı, geçtim içeri. Kapıyı sürgüledim, ışıkları azalttım. Bir sızsam, hayırlısıyla bir sabah olsa, başka bir şey istemiyorum.

İçim geçmiş. Zilin sesine uyandım. Ben sızalı kırk beş dakika kadar olmuş. Kapıda bir aile; bir karı koca, üç çocuk. Çocukların büyüğü kız, on bir, on ikisinde var yok. Beni görünce, annesine, “Anne, acaba ne ki bu amcanın derdi?” dedi.

Bir şey anlamadım. Babalarına;

“İlaç mı lazımdı?” dedim.

Adam, “Yok ağabey, merak ettik de biraz.” dedi.

Anladıysam bir şey Arap olayım…

“Neyi merak ettiniz kardeşim?”

“Seni ağabey. Nasıl yapsak da sana yardım etsek?”

“Ne yardımı kardeşim? Ne diyorsun sen? Kim gönderdi sizi buraya bu saatte?!. O Bahattin delisi göndermiş olmasın sakın!.. O sever böyle sulu eşek şakalarını! O mu yolladı yoksa sizi?”

Anneleri kocasına doğru eğildi; “Bu adam sarhoş.” dedi, “Uyma. Hem geri duralım biraz, bakarsın üstümüze çıkarır…”

Sinirim iyice bozuldu. Tek damla içki koysam ağzıma, canım yine hiç yanmayacak...

En küçük çocuk dört beş yaşlarında. Bir yandan uykusuzluktan ayakta zor duruyor, bir yandan da, ben babasıyla konuşurken, o iki eliyle paçalarıma asılarak şortumu indirmeye çalışıyor. Ortanca zaten eczanenin içinde kaybolmuş…

Şortumun kemerini sıkı sıkı tutarak;

“Birader, siz ne istiyorsunuz yahu?!.” dedim: “Bu saatte nereden çıktınız siz benim karşıma?!. Ne işiniz var benim kapımda kardeşim?!.”

Anneleri, bu kez kızına; “Adam fitil gibi sarhoş, ne dediğini bile bilmiyor.” dedi, “Bir birader diyor, bir kardeşim diyor, resmen komada.”

Kemerimi daha sıkı tutmaya başladım.

Adam, “Ağabey sinir yapma, boş ver yahu.” dedi; “Şu üç günlük ölümlü dünyada, bugün varız, yarın yoğuz, elektriğe hiç gerek yok... Hani biz yazıyı gördük de, hem merak ettik biraz, hem de bir yararımız dokunur insanlık namına belki dedik, o yüzden geldik kapına...”

“Ne yazısı yahu, ne yazısı?!.”

“Kapıdaki yazı ağabey, ama sen sakin ol. Bu can sana bu dünyada daha çok gerekecek ağabey…”

“Bırak şimdi canı manı! Ne yazmışım ben kapıya kardeşim?!.”

“Ağabey, bak burada yazıyor ya; ‘Lütfen zile basınız’ diye. Biz de merak ettik… Acaba dedik, ağabeyimiz niye böyle yazmış, acaba bir derdi mi var bize söylemek istediği… Ama anlaşılıyor ki, seninki söylemek isteyip de söyleyemediğin bir şey… Ama ağabey, bir anlatsan, var ya, nasıl bir açılırsın...”

“Bana bakın kardeşim! Burası nöbetçi eczane! Sabaha kadar ayakta dikilecek halimiz yok! İlaç gereken birisi gelirse, zili çalsın diye yazdık biz o yazıyı!”

“Benim canım ağabeyim, şunu şöyle desene yahu! Boşa endişelendirdin bizi. Ama sen de yalnızca, zile basın yazsan ya! Öyle değil mi, söyle bakayım bana, zile basan nasıl lütfen basacak?..”

“Nasıl yani?”

“Yani, zile basacak ama nasıl lütfen basacak?”

İşte o an, tüm kanımın beynimde toplandığını fark ettim; yalnızca, “Bakın, ben şimdi size anlatayım!..” diye bağırdığımı anımsıyorum.

O sırada biraz boş bulunmuşum galiba, şortumun kemerini bırakmışım… Sonrasını hiç bilmiyorum zaten…

Sonra da karakol amiri bana diyor ki; “Hüseyin Bey kardeşim, sen benim yıllardır tanıdığım, herkesin akıllı uslu diye bildiği bir adamsın… Sana yakıştı mı bu şimdi?!. Bir elinde tabure, bir elinde vantilatör… Saatlerce, yalınayak, don paça, sokak sokak adam kovalamak neyin nesi?.. Çoluk çocuk kimi bulduysan önüne katmak neyin nesi?!. İnsan en azından iç çamaşırıyla dolaşmaz ortalarda yahu! Hiç olmazsa bir şort geçirseydin ayağına! Adamcağız, ‘Komiserim, vallahi biz gezmeden dönüyorduk ailece o saatte.’ dedi; ‘Bu değerli ağabeyimizin böyle zil zurna sarhoş olduğunu bilseydik, basar mıydık o zile… Bizde kötü adam hali var mı, bize bir bak, ondan sonra söyle lütfen…’ Adam haklı, madem dokunuyor, en azından bu sıcakta içme yahu! Üstelik, bir de nöbetçisin!.. Hüseyin Bey kardeşim, söyle neyin var senin? Allah aşkına söyle, senin derdin ne? Bana söyle hiç olmazsa yahu… Bir anlatsan, var ya, inan ki açılırsın…”

-*-

KISACA PIRPIR

Emin Sami Arısoy

Öyküler

Lütfen

Emin Sami Arısoy. Kısaca Pırpır. İstanbul: İleri Yayınları,

ISBN: 978-9944-109-60-4, Ocak 2009:196-199.

-*-