Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız - V- “Türk Demek Türkçe Demektir” - 3 - Yüce Türk Ulusu, Yüce Türk Ulusu Olduğunu Unutma: Gücüne, Parana, Kültürüne Sahip Çık!.. - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız)

13 Views

0

(0) Reviews

        

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

İstanbul: İleri Yayınları, 2009: 1-208

***

V

“Türk Demek Türkçe Demektir”

3

Yüce Türk Ulusu, Yüce Türk Ulusu Olduğunu Unutma: Gücüne, Parana, Kültürüne Sahip Çık!..

Yüce Türk Ulusu, uzunca bir süredir, olanı biteni, o engin hoşgörüsü ve inanılmaz sabrına sığınarak, şaşkınlıkla izliyor... Çünkü Türk Ulusu’nun, Türklerin, Türklüğün düşmanları; içimizdeki ayrıkotları, sömürge aydınları, ihanet “medya”sı ve bir kısmımızın -iyi niyetli yüreklerimiz başka türlüsüne elvermediği için- hâlâ, safça, hepsini, “kardeş”likten öte bir şeylere yakıştıramadığımız, dağdaki ve Meclis’teki ökseotları ve onların yedeğindeki vatan hainlerimiz; insanlığın yüzkarası, Irak kasabı, eli kanlı küresel sömürgecilerin, emperyalistlerin kudurmuş iştahının rüzgârında günden güne azıyor...

ABD kuklası, Kürt ve Şeriatçı kırması bir iktidar, ülkemizi, topraklarımızı, ulusal değerlerimizi, kırmızı çizgilerimizi, ayrıca dinini ve Tanrı’sını pazarlayarak, satarak, son hedefine doğru, artık amacını saklama gereği bile duymaksızın hızla yürüyor...

Her şey gözümüzün önünde oluyor... Artık mızrak çuvala sığmıyor... Artık, kanımıza dokunan, kanımızı donduran her şeyin bu denli açıkça söylenmesi, yapılması, gerçekleştirilmesi bile, Yüce Türk Ulusu’nun koruyucu, kollayıcı diye bildiği kurumları, kör uykulardan, aymazlık uykusundan uyandıramıyor...

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti, bir kısım “kardeş”ler ve “hepimiz Ermeniler” ile besleme “Türkiyeli”lerin böğürtüsünde “tee-cee!” olarak adlandırılan güzel yurdumuz, bir kan emiciler iktidarının elinde, bölünmeye ve Kürt-İslam faşizmine sürüklenmeye çalışılıyor...

Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe; Ya Kuzgun Leşe Ya Ulus Başa...

Demek ki, devlet başa olmayınca, kuzgun leşe oluyor... Devletin başa olması için, devletin devlet olması gerekiyor. Bunun içinse, Ordu’nun Ordu, yargının yargı olması gerekiyor... Güvenlik gücü güvenlik gücü, yargı yargı olamayacaksa, “Amerikan” komutanlar başımıza geçirilen çuvalın üstüne yeni çuvallar geçirecekse; Türk Ulusu’nun ulus olduğunu anımsamasının zamanı çoktan gelmiş demektir. Çünkü artık ya kuzgun leşe ya ulus başa demektir!..

Çünkü, o şayak kalpaklı sarışın kurt, yıldırımlar saçan bakışlarıyla gözbebeklerimize, kanımıza işleyen sözleriyle yüreklerimize çivilenmektedir daha bir: “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”

Yani; ey öğretmenim, ey yargıcım, ey Cumhuriyet Başsavcım, ey Ordu’m, ey hekimim, ey esnafım, köylüm, işçim, ey Yargıtay Başkanım, ey Ulu Önder’inin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin gözüne, yüreğine kara perdeler çekilmemiş aydınları, rektörleri, ey yöneticim, ey işverenim, ey bakkalım, ey Yüce Türk Ulusu; yaz ortasında dağıtılan yarım çuval kömür için satma vatanının geleceğini, yönettiğin kurumun ABD’nin, İsrail’in, Patrikhane’nin, Fethullahçıların ileri karakolu olmasına göz yumma koltuğunun geleceği uğruna, rakı sofralarında, konken masalarında, sanal “acabakaçkişiyiz” genelağ sayfalarında ağlaşmak yerine somut, elle tutulur, gözle görülür bir şeyler yap!..

Çakal sürüleri bekleşmeye başladı; bir şeyler yap!..

Kurtarıcı beklemeden!..

Çünkü, “mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli”, “Türk istiklâli”dir!..” Varlığımızın biricik temeli budur! Çünkü ABD ve kuklaları; bölücüler, Şeriatçılar; Kürt-İslam iktidarı bu temele, “mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli”ne korkusuzca, azgınca, utanmazca saldırıyor artık...

ABD İlacıyla Uykuya Yatıp Bağımsızlık Rüyası Görmek...

Şimdi bir gözü dönmüşler sürüsü, bizi biz yapan, bizi Türk yapan, bizi Türk Ulusu yapan bütün kutsal değerlerimizi elimizden almaya çalışıyor!.. Vatanımızı bölerek, biz, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk Ulusu denir.” O nedenle, biz hepimiz Türk’üz. Soy sop, köken, çoktan 29 Ekim 1923 öncesinde kaldı. ‘Türklük’ toplumsal bir nitelemedir, kendini kıvançta, tasada bu ulusun bir parçası olarak duyumsamaktır” dedikçe, “Hayır, biz Türk değiliz, başka şeyiz” diyerek...

Biz Türkler, biz Türk Ulusu, bu toprakların üstünde, yıllardır tek vatanda, tek bir devlet çatısında (Türkiye Cumhuriyeti), tek bayrak altında (Ay-yıldızım, şanlı bayrağım), tek dil (Türkçe) konuşarak, tek ulus (Türk Ulusu) olarak kardeş kardeş yaşadığımızı sanırken... “Biz başka şeyiz... Biz başka şeyleriz... Biz mozaiğiz... Farklılıklarımız varsıllıklarımızdır...”

Neden?... ABD’nin, emperyalizmin çıkarlarına maşa olarak, emperyalizmin silahına dayanarak bağımsızlık ham hayali!.. El “kaşığı”yla “çorba tası”na girmek!... ABD’nin uyku ilacıyla bağımsızlık rüyası görmek!... Tarihte ne zaman, dünyanın neresinde görülmüş; sömürgeciye dayanarak “halklara özgürlük”!...

Ayrıca, peki neydi o masalsı “halkların kardeşliği (!)” söylemi?! Neydi o “Türk-Kürt kardeştir” masalı?..

Oysa, Cumhuriyet kimlik sorununu 1923’te noktalamıştır: Türkiye Türklerindir; Türkiye’de Türkler yaşar!... Türk vatanında yaşayan her yurttaş Türk’tür!.. Türk Ulusu, vatanında yaşayan her yurttaşı Türk olarak görür, ona Türk olarak davranır. Türk olmadığını savlayan, bu konuda üsteleyici olan, bir başka şey olduğunu düşünenler olursa ve giderek “sorun” durumuna gelirse, gelmişse, çözümün ne olması gerektiğini, Mustafa Kemal kendi döneminde, en az on altı kez ve uygulamalı olarak göstermiştir: “Sorun giderilir...” ve “sorun” çözülür...

Türk-Türk kardeştir...

Hani, mutlaka bir kardeşlik sözü söylemek gerekliyse; ancak, “Türk-Türk kardeştir.” Dünyanın neresinde böyle bir aile vardır ki; çok sayıda çocuğu Türk olsun, ama diğer çocuklardan biri başka bir şey, biri başka bir şey, biri başka bir şey... Tanrı korusun, böyle bir aile var olsa, uzaktan görenler bu diğer çocuklara haramzade gözüyle bakar... Üstelik bugün, ABD bile, yüz milyonu aşan sayıda bir “Kızılderili” soykırımının üstünde, bugün yetmiş iki ulusun atığını, artığını “Amerikan” adı altında uluslaştırmaya çalışırken... Bizim “enternasyonalist”, özgürlük aşığı “hepimiz Ermenicilerimiz” bile toplaşıp “Hepimiz Ermeniyiz” diye yürürken...

O nedenle, artık anlayana kısaca söylemek yetecektir: “Hepimiz Türk’üz, hepimiz Mustafa Kemal’iz!” Anlamayansa, bundan böyle, aslında anlamış olduğunu anlayacaktır; istese de istemese de...

Peki, ya “kardeş türküler?..” Bir “Kürtçü Türk aydın” soytarılığının ayna görüntüsü: Hem Kürtçü hem Türk hem aydın!... Türkçe dışında her dilde “türkü” söyleyeceksin... “Türkü”; yani “türkî”, yani “Türk’e ait” ezgi söyleyeceksin, ama Türkçe değil ve Türk dışı! Neden? “Çünkü, biz Türk değiliz, Türkiyeliyiz...” Oysa Türkiye, Türklerin yurdu, Türklerin ülkesi demek!.. “Kaşığını” bunların eline kaptırdı diye, son yüzyılına bile girmiş olsa, yine de ABD için bile kaygılanmadan durabilmek zor...

Güç Konuşur...

Yaşamın kuruluşundan bu yana güç konuşmaktadır dünyada. Ne yazık ki, orman yasası hiç değişmemiştir; güç haklıdır, güç kazanır... Emperyalistler ve onların maşası hainler de bunu çok iyi bilmektedir. Bu nedenle, güçlerini giderek bir arada toplamakta, Türk Ulusu’nu, Türkleri güçsüz bırakmaya çalışmaktadır.

Kuzgun leşe üşüşmedeyse devlet başa gerektir. Devlet başa olamıyorsa ulus, ulus olmanın gereğini yapmalıdır... Ulus olmanın gereği, ulus olduğunu anımsamaktan, gücünü ortaya koymaktan geçer: Ulus, düşmanı güçsüz kılmalı ve gücüne sahip çıkmalı, gücünü korumalı; gücünü kullanmalıdır. Çünkü yamyam Batı yayılmacılığının yönetimindeki “küresel” dünyada güç konuşmaktadır.

Güç paradır...

Türk Ulusu’nun varlığına, Türk “istiklâl”ine göz koyan iç ve dış düşmanların gücünü kırmalıyız. Dünyadaki en yaygın silah olan paranın, elimizdeki paranın gücünü bilmeliyiz; elimizdeki bu silahı iyi kullanmalıyız...

Bu nedenle, alışverişimizi Türk’ten yapmalıyız. Yabancıların, Şeriatçıların, bölücülerin işlettiği alışveriş yerlerinden uzak durmalıyız; paramız yabancıya, paramız PKK’ya, paramız Şeriatçıya gitmemeli. Bir simit alırken, bir ekmek alırken bile, vereceğimiz paranın nereye gideceğini iyi düşünmeliyiz. Elindeki paranın bir bölümünü “dağdaki gerilla”ya aktardığını saklamadan söyleyenlerden ise zaten uzak durmalıyız; onlara kuruşumuzu bile kaptırmamalıyız.

Düşmanın para kaynaklarını kurutmalıyız, para damarlarını kesmeliyiz; elimizdeki parayı kuruşunu bile önemseyerek harcamalıyız. Elimizdeki gücü, bilerek, bilmeyerek kendi ellerimizle düşmana vermemeliyiz...

Güç kültürdür...

Kültürümüz bizi biz yapan değerlerimizdir; kültürümüze sahip çıkmalıyız. Kültürümüz bayramımızdan yemeğimize, müziğimizden oyunumuza, dilimizden törenlerimize, yüzlerce yılda damıtılmış engin bir denizdir. Kültürümüz “biz”i oluşturan ana bileşendir... Kültürümüz gücümüzdür. Kültürümüz yaralanırsa, susturulursa, yok edilirse, elimizden alınırsa güçsüzleşiriz.

İşte bu nedenle, ulusların kültürleri sürekli saldırı altındadır. İşte bu nedenle, Türk kültürü büyük bir saldırı, büyük bir kuşatma altındadır. Türk Ulusu olarak, Türkler olarak, son yıllarda daha bir yoğunlaşan bu saldırıyı ve boyutlarını görmeliyiz.

İçimizdeki soyu bozuklar, “müttefik” diye bildiğimiz soysuzların, toplumsal, tarihsel ve kültürel geçmişleri, toplasanız iki yüzyılı zor geçtiği için ulusal anlamda bir soy geçmişi olmadığından “soysuz” diye nitelediğimiz sığır çobanlarının, desteğinde kültürümüzün bileşenlerini birer birer almak istemektedir elimizden...

Türk kültürünün binlerce bileşeninden biri olan “Nevruz”un elimizden alınarak, bir başka şeyler topluluğuna aitmiş gibi karşımıza dikilmek istenmesi bundandır... Yüzlerce yıldır mutfağımızın bin bir çeşnisi arasında duran lahmacunumuzun, kebabımızın, sanki bir başka şeyler topluluğunun simgesiymiş ve biz Türklerin de başka bir yemeğimiz yokmuş gibi, Anadolu’nun, Trakya’nın her köşesinde dayatılması bundandır... Türk müziğinin temel bileşenlerinden birinin, “saz”ımızın, “Türk sazı”nın, bağlamamızın, Kürtçe “türkü”lerden (!) başka ezgilerin dillendirilmediği “türkü” barlarda karşımıza çıkarılması bundandır...

Yakın bir gelecekte güvercin taklası oyunu da karşımıza bu başka şeyler sürüsünün “öz” değerlerinden biriymiş gibi çıkarılırsa şaşmamak gerekir... Bu, Yüce Türk Ulusu’nun, kendini başka şey sanan ve ABD ile sürekli güvercin taklası oynayan hain “çocuk”larının, yakında karşımıza yeni yeni acayipliklerle çıkmasına şaşılmamalıdır...

Türkçemiz de Büyük Bir Saldırı Altında...

Türkçemiz de kültürümüze yöneltilen bu büyük saldırıda, payını yeterince almaktadır. Türkçemiz de bilinçli olarak yozlaştırılmak, bayağılaştırılmak, niteliksizleştirilmek istenmektedir. Gazetelerin adlarının “Radikal”, “Star” olması rastlantısal değildir; televizyon, radyo kanallarının “Show, Star, Number One, Power” adını taşıması boşuna değildir... Böylesi bir dayatma nedeniyledir ki, artık börekçilerimiz “borekchi” olmaktadır, Maçkamız “Machka”... Artık “shuttle”lar kullanmamız, “fast-food” yememiz, “blue-jean” giymemiz nedensiz değildir...

Özellikle, Türk Ulusu’nun dili, güzel Türkçesi bozulmak, yozlaştırılmak, elinden alınmak istenmektedir...

Türk’üm; Türkçe konuşurum...

Ama, bilinmelidir; Türkçemiz bozulmaz, yozlaşmaz; yama tutmaz!.. Yozlaştırmak isteyen kendi yozluğuyla, bozmak isteyen kendi bozukluğuyla, soysuzlaştırmak isteyen kendi soysuzluğuyla baş başa kalır sonunda...

Türkçemiz, duru bir ırmak gibi akar gider yüzlerce yıldır... Oysa, üstünden ne Osmanlıca, ne Arapça, ne Farsça, ne Fransızca sözcükler, bu dillerin baskın olduğu ne dönemler geçmiştir... O sözcükleri, o dönemleri tarihe gömen Türkçemiz akar gider, duru bir nehir gibi...

Ama, iş biraz da bize, Türklere, Türk Ulusu’na düşmektedir. Türkçemizi korumamız, kollamamız gerekir. Sözcüklerimizden ödün vermememiz gerekir. Türkçemize sözcüğüyle, harfiyle bekçi olmamız gerekir...

Çünkü Türkçemiz, kültürümüzün; Türk kültürünün temel ögesidir. Çünkü, biz Türk’üz; Türkçe konuşuruz... Çünkü, biz Türkler, duygularımızı, düşüncelerimizi onunla dile getiririz, onunla seslendirir, dışa vururuz... Çünkü dilimizi yitirirsek kültürümüzü yitiririz... Dilimizin temel saldırı noktası olması boşuna değil!..

O nedenle, “borekchi”mizi uyaralım, ona börekçimiz olduğunu anımsatalım... “Donerchi”miz, aslında dönercimiz olduğunu anlasın... “Fast-food” yediğinden söz eden dostumuz bilsin ayaküstü bir şeyler yediğini...

Her duvar tek tek taşlardan, tuğlalardan örülür... Dilimiz, güzel Türkçemiz, benliğimizi koruyan, bizi biz kılan duvarlardan biridir... Türkçemiz, biz Türklerin içine doğduğumuz ikinci vatanımızdır... Tek bir sözcüğümüzü, Türkçemizin tek bir harfini bile ele, haine, düşmana kaptırmamamız gerekir... Çünkü bütün duvarlar, önce bir taşın, bir tuğlanın yok edilmesiyle delinir... Çünkü o şayak kalpaklı sarışın kurt, bize bir zamanlar, “Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk Ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır...” demiştir...

Ey Türk kızı, Türk oğlu!... Yüce Türk Ulusu!.. Öz benliğine, kültürüne, diline; gücüne sahip çık!

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

-***-

10 Aralık 2007, TÜRKSOLU 165. Sayı

-*-

Yüce Türk Ulusu, Yüce Türk Ulusu Olduğunu Unutma: Gücüne, Parana, Kültürüne Sahip Çık!..

(2009: s. 162-170)

-*-

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

TÜRKSOLU ve İLERİ yazıları

ISBN: 978-9944-109-64-2

İLERİ YAYINLARI

No: 171, Nisan 2009: s.1-208

-*-