Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız - V - "Türk Demek Türkçe Demektir" - 2 - “ … Türk Milleti, Dilini de Yabancı Diller Boyunduruğundan Kurtarmalıdır.” - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız)

99 Views

0

(0) Reviews

        

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

İstanbul: İleri Yayınları, 2009: 1-208

***

V

“Türk Demek Türkçe Demektir”

2

“ … Türk Milleti, Dilini de Yabancı Diller Boyunduruğundan Kurtarmalıdır.”

“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin.

Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Türk Dil Kurumu (TDK) Türkçe Sözlük’lerinin kapağını açınca, 2 Eylül 1930 tarihi, Gazi M. Kemal imzası ve Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazısıyla yazılmış bu sözler karşılar bizi…

Ata’mızın sözlerinin üstünden seksen sekiz yıl geçti. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dil Devrimi seksen altı yılı geride bıraktı. Atatürk’ü seksen yıl önce yüreklerimize perçinledik. Ama aradan geçen uzun yıllara karşın, Ulu Önder’in ve sözlerinin Türk Ulusu’na kılavuzluğu bugün aynı değerde, aynı önemde sürüyor.

Çünkü yeryuvarını sömürerek, yağmalayarak ayakta duran sömürgen yayılmacı (emperyalist) güçler doymak bilmiyor, sömürgen yayılmacılığın (emperyalizm) çarkları durmaksızın işliyor ve giderek küreselleşiyor… Çünkü, uygar (!) Batılı, göz koyduğu her yere demokrasi (!), insan hakları (!) ve özgürlük (!) götürüyor (!) ve ulus devletleri parçalayıp yok etmek, ulusal kimlikleri ortadan kaldırmak, dünyayı birbirine benzeyen, kimliksiz, kişiliksiz, edilgen, binlerce toprak parçası ve insan kümeleri yapbozu durumuna getirmek amacını, artmış bir yeme isteğiyle sürdürüyor!

Bu amaçla, toprakların, ülkelerin yağmalanması yetmiyor yayılmacı güçlere, insanların soykırım biçiminde yok edilmesi, örneğin Körfez Savaşı’nda 60.000 (altmış bin), Irak Savaşı’nda 120.000 (yüz yirmi bin) insanın, çocuk, kadın, yaşlı, hasta denmeden, camilere bile doldurularak öldürülmesi yetmiyor!..

Neden? Çünkü sömürgen yayılmacılık, hiçbir saldırgan gücün ele geçirilen ülkenin halkından daha kalabalık olamayacağını biliyor… Vietnam batağından çıkamamış yayılmacı orduların, sonunda Irak, ardından Suriye, günün birinde İran -ve günün birinde, şaşıp yanılıp yanlış bir hesaba kalkışması durumunda da Anadolu- cehenneminde boğulacağını anlıyor. O nedenle, dünyayı bütünüyle ele geçirme amacının karşısında en büyük engel olarak gördüğü “ulus bilinci”ni yok etmek istiyor.

Sömürgen yayılmacılığın baş gücü, İkinci Büyük Savaş’tan bugüne tüm dünyaya sürekli olarak “I want you! (Seni istiyorum!)” diye haykırıyor gözbebeklerimize bakarak. Yani, “biz”i istiyor emperyalizm; benliğimizi istiyor, kimliğimizi istiyor, bizi biz yapan değerlerimizi istiyor; ekinimizi (kültür) istiyor; dilimizi istiyor!.. Bu amaç içinse, elbette -doğrudan ya da dolaylı- her yolu deniyor.

“Millî his ile dil arasındaki bağın çok kuvvetli olduğu”nu da biliyor uygar (!) Batı -ve onun devşirmeleri-, “Dilin millî ve zengin olmasının millî hissin inkişafında (gelişmesi) müessir (etkili)” olduğunu da! Ulusal kimliğimizi bozmanın, ulusal değerlerimizi yozlaştırmakla başarılabileceğini, bunun yolunun da Türkçe bozularak, dilimiz aşağılanarak, yaralanarak, Türkçe’de gedikler oluşturularak, dilimize yabancı kullanımlar ve sözcükler sokuşturularak açılacağını biliyor!

Türkiye’nin okullarında İngilizce eğitim

Atatürk’ün ölümüyle başlayan öndersizlik sürecinde, -çok uzun yıllardır- ülkemizdeki eğitim kurumlarında Türkçe’nin özenle öğretilmesi savsaklanıyor. Bunun yerine, çocuklarımızın, hem de devlet okullarımızda, daha ilk sınıflarda İngilizce gibi yabancı diller üzerinden eğitilmesine (!), en azından ilgili ülkelerin dil ve kültürüne yakınlık duymayı öğrenmesine başlanıyor.

İlköğretim okulları ve liselerimizde Türkçe eğitim aşağılanıyor. “Türklerin Ülkesi”nde Türk anne babaların Türk çocukları, -ne yazık ki- İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca eğitim yapan Türkiye Cumhuriyeti okullarında, o dilde eğitim alabilmek için, yıllarca, yarış atları gibi, bu okulların giriş sınavlarına hazırlanıyor! Türkiye Cumhuriyeti’nde, eğitim kurumlarının önemli bir bölümünde, lise ve üniversitelerde, öğrenciler, ağırlıkla İngilizce olmak üzere, yabancı dil temelli “hazırlık” sınıflarında eğitim alıyor ve yine ne yazık ki, bu hazırlığın neye “hazırlık” olduğunu da henüz bütün Türkler kavramıyor.

“Türklerin Ülkesi”nde, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinin yine önemli bir bölümü yabancı dilde eğitim yapıyor, bazı üniversiteler de öğrencilerini önce yabancı dil “hazırlık” sınıflarında eğitiyor (!). Öylesine ki, yabancı dilde eğitim yapan üniversitelerimizde, Türk Devrim Tarihi dersleri bile yabancı kitaplar temel alınarak, yabancı bakış açısıyla, elbette ki İngilizce olarak işleniyor!..

Türkiye üniversitelerinde İngilizce’nin önemi

Yükseköğretim kurumlarımızda, araştırma görevlisi yerleştirme sınavlarından öğretim üyeliğindeki aşama sınavlarına kadar her adımda, yabancı dil bilgisi ya da yabancı dilde yayın yapma gibi etkinlikler daha çok puan getiriyor. Üniversiteler ve sınav kurulları, Türkçe yapılmış çalışma, sunum ve yayınları önemsemiyor, neredeyse yok sayıyor. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinin öğretim üyeleri, ilerleyebilmek, örneğin doçent ya da profesör olabilmek için, öncelikle, İngilizce sunulmuş çalışma ve yayınlar yapmanın peşine düşüyor. Bu yayınların yabancı ülkelerde yayımlanan dergilerde yer alması, ilerleme yolunu daha çok ve daha çabuk açıyor. Böylece Türk “bilim insanı”, kendi ülkesinin sorunlarını belirleyen ve çözüm önerileri üreten araştırmalar yapmak yerine, yabancı ülke dergilerinde yer alabilecek ve Türkiye’nin sorunlarıyla hiç ilgisi olmayan çalışma ve araştırma konularına yöneliyor.

***

Bütün bu uygulamaların savunusu, dünyanın artık küçüldüğü ve bugün artık bir ya da birkaç yabancı dil bilmenin önemi üstünden yapılıyor. Elbette, yabancı dil öğrenmenin önemini kimse yadsımıyor. Ama bir ülkedeki (Türkiye) eğitim dilinin, giderek, o ulusun (Türk ulusu) anadili (Türkçe) dışında, o ulusa bütünüyle yabancı bir dil (İngilizce) durumuna gelmesinin, bilim etkinliklerinin yabancı dil ağırlıklı olmasının, o ülkenin (Türklerin Ülkesi) çıkarına olamayacağını; böylesi bir “eğitim” anlayışının o ulusun insanlarını, en azından, kendi ülkesinin dil ve ekinine karşı sevgisiz, ama o yabancı dilin köken aldığı ülke ve ekinine yakınlık ve benimseme duygularıyla donanmış yetiştireceğini de herkes biliyor.

Yaralı Türkçemiz

Türk kültürünü bu “yeniden biçimlendirme”nin (!) Türk dili eksen alınarak başarılabileceği (!) açık. Bu durumda, bize düşen görev oyunu görmek ve önlem almak…

Ama bu küreselleşme oyununda, “ulusların dillerinin yozlaşımı”, küresel yağma ve sömürü yapbozunun diğer parçalarından bağımsız değil. Sömürgen yayılmacılık, Türkiye’ye bir “12 Eylül” dönemi armağan etti! Bu dönemin ülkemize armağanıysa toplumsal sorunlardan soyutlanmış bireyci bir gençlik ve toplum oldu.

Türkçemiz de bu süreçten payını aldı. Atatürk’ün Türk Dil Kurumu bu dönemde “yeniden biçimlendirildi”; Türk Dil Devrimi, -çoğu kez üstü kapalı da olsa- büyük ve yaralayıcı tartışmaların odağı oldu, yaralandı, dil devrimimizin sürdürülmesi yönündeki çabalar aşağılandı. TDK’nin Yeni Yazım Kılavuzu ve Türkçe Sözlük’ü “elden geçirildi”; sözcüklerin yıllardır yazılagelen yazımları değiştirildi! Öyle ki, Yeni Yazım Kılavuzu’nun adı bile yeniden İmlâ Kılavuzu oluverdi!

Bu dönemde, genel bir kalıp olarak yurttaşlarımızın davranışlarına yerleşen, ülke sorunlarına karşı ilgisizlik dilimiz için de gelişti; ulusumuzun çoğu bireyi anadil bilincini büyük ölçüde yitirdi. Türkçemizin bu kimsesizlik ortamında, bilim ve yaşamdaki hızlı gelişmelerin doğurduğu yeni kavramlar, Türkçemize İngilizce kökenli “Tarzanca” sözcükler olarak doluştu. Yaralı Türkçemiz, kuralları dışında yeni sözcük ve tümce oluşumlarıyla kuşatıldı.

Türkçe sözlükler

Koşullar ve durum ne olursa olsun, Türkçemize ilginin sönmeyeceğini ve dilimizin yozlaştırılamayacağını biliyoruz. Çünkü anadilimiz, “ses bayrağımız”, ikinci “anayurdumuz”, Türk kültürünün ana nehri olarak yüzlerce yıldır akıp gidiyor… Geleceğe akışında yine arınarak yol alacak…

Günümüzde Dil Derneği gibi, Türkçe’nin üstüne titreyen kuruluşlar ve Türkçe’ye gönül verenler, dilimizin yaralarını sarmaya çalışıyor. Kişiler ve kuruluşlar Türkçe sözlükler ve yazım kılavuzları hazırlıyor, yayımlıyor. Türkçe alanında yetkin, saygın araştırıcıların sözlük ve yazım kılavuzları kitapçıları süslüyor. Ancak Türk insanına, özellikle ilköğretim okulu öğrencilerine, yazarı, düzenleyicisi, yayımcısı belli olmayan ve hiçbir denetimden geçmemiş Türkçe sözlük ve yazım kılavuzları da sunuluyor!

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (AKDTYK), 12 Eylül’den sonra Türk Dil Kurumu’nu kapsayacak biçimde kuruldu. Bu konuda, bu kurumun yapısındaki TDK’nin temel düzenleyici olabileceği düşünülebilir iyimser bir düşünceyle. Ama bu yeni TDK ise, ne yazık ki, -1998’den sonra- çok uzun bir ara ertesinde bir Türkçe Sözlük hazırlayabildi...

Sonuçta, yeni kavramlar karşısında günlük dilin gereksindiği, bilinçle üretilememiş sözcüklerin yerini, İngilizce’den yozlaştırılarak türetilmiş “Tarzanca” sözcükler dolduruyor giderek. Açılan bu yolda ilerlerken, birçok kendini bilmez, Türkçe sözcüklerin ve Türkçe’nin yapısını bozmakta kendini saygısızca, soysuzca ve düzeysizce hak sahibi görüyor.

O nedenle, bir süredir “döner-chi”ler “döner-khebap” satıyor bu ülkede, kitaplarımızı “chiviyazilari” benzeri adı olan yayınevleri yayımlıyor, “medya”nın köşe yazarları “garibanizm” gibi başlıklar atabiliyor!.. “Art gallery”lerdeki “exhibisyon”lar, “politikacı”ların “argüman”ları, “fast-food”la karın doyurmalarımız, “tivi”lerdeki “ançormen”lerimizse konunun başka bir acınası boyutu. Bütün bunlar, beynimizi “full dolduruyor” sonunda, “off oluveriyoruz…” Boynu bükük Türkçemiz’e ise –özür dileyerek-“oha falan olmak” kalıyor yalnızca!..

Ama, Türk Ulusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal kimlik ve dil bilinci karartılamamış insanları, Türkçemizin, kıstırıldığı kurt kapanlarını kıracağını ve Türklerin Ülkesi’nde Türk Dil Devrimi’nin bir gün kesin olarak tamamlanacağını çok iyi biliyor!..

-***-

1 Ağustos 2005, TÜRKSOLU 87. Sayı

-*-

“ … Türk Milleti, Dilini de Yabancı Diller Boyunduruğundan Kurtarmalıdır.”

(2009: s. 155-161)

-*-

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

TÜRKSOLU ve İLERİ yazıları

ISBN: 978-9944-109-64-2

İLERİ YAYINLARI

No: 171, Nisan 2009: s.1-208

-*-