Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız - V - "Türk Demek Türkçe Demektir" - 1 - Sömürgen Yayılmacılığın Saldırısı Sürüyor: Türkçemiz de Kuşatma Altında!.. Saldırısı Sürüyor: Türkçemiz de Kuşatma Altında!.. - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız)

85 Views

0

(0) Reviews

        

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

İstanbul: İleri Yayınları, 2009: 1-208

***

V

“Türk Demek Türkçe Demektir”

1

Sömürgen Yayılmacılığın Saldırısı Sürüyor: Türkçemiz de Kuşatma Altında!..

Sömürgen yayılmacılığın (emperyalizm), daha açık söyleyişle, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın küresel yağma ve sömürüsü her alanda barbarca sürüyor… Asya, Afrika, Avustralya, Kuzey ve Güney Amerika anakaralarını, yüzlerce yıldır insanından madenine, ağacından suyuna, otuna, çöpüne, hayvanına kadar soyan, güçsüz ulusların canını, kanını emen, insanlığın emeğini sömüren, yok eden azgın Batı, insanlığa saldırısını sürdürüyor…

Batılı uygar (!) soyguncular, işbirlikçi ve uşaklarıyla, Vietnam’daki kan kurumadan Filistin’e, Bosna’daki kan kurumadan Irak’a saldırıyor ve kanlı ellerini, geri kalmasına neden oldukları ‘gelişmekte olan ülkeler’deki maşaları olan sömürge altancık ve aydıncıklarının da yardımıyla, “uygarlık, insan hakları, demokrasi” örtüleriyle gizlemeye çalışıyor.

Küresel yağma ve kıyım, yalnızca saldırıya uğrayan ulusların topraklarında sergilenmiyor. Sömürgen yayılmacılık, ezdiği, sömürdüğü toplumları, ulusları, yalnızca kan dökerek yok edemeyeceğinin bilincinde. O nedenle, ezilen ülkelerin, ulusların, toplumların kültürünü aşındırmaya, yozlaştırmaya, sığlaştırmaya, yaralamaya, bütünsellikten uzaklaştırmaya; giderek yok etmeye çalışıyor.

Ulusal kimliklerin bozulması, ortadan kaldırılması, ezilen ulusların kimliksizleştirilmesi ve sonunda ulus devletlerin çökertilmesi, sömürgen yayılmacı güçlerin temel amacı. Ulusal kimliğin ortadan kaldırılması; ulusal kültürün yozlaştırılması ve bir ulusu ulus yapan temel değerlerin aşındırılmasıyla olanaklı. Bunun yoluysa dilden geçiyor.

Dil; Ulusal Kimliğin Temel Ögesi

Çünkü ulusal kimliğin temel ögesi dildir. İnsanlar, yaşadıkları ortamı, olayları, olguları dil aracılığıyla algılayıp tanımlar. Bir toplumda düşünce üretilmesi, ortak duygu ve düşüncelerin kavranması, düşünce, duyuş ve davranış kalıplarının edinilmesi dil aracılığıyla olur. Toplumların ulusal yapılarının, ekin (kültür) kalıplarının oluşumu, biçimlenimi ancak dil üzerinden yaşam bulur.

Bağımsız bir ulusal kimlik, kendi koşullarında, kendi köklerinden beslenerek, kendi dilinde düşünce, bilim, ekin, sanat üretebilen, evrimleşen, özgün yorumlama ve yaşam biçimi oluşturabilen, başka toplumlardan ayrışmış, ancak çağıyla, başka toplum ve uluslarla uyumlu bağlar kurabilen bireylerin varlığıyla gerçekleşebilir, sürdürülebilir.

Ulusal dil, dünyada olup bitenin topluma aktarılmasına aracılık ederken, bir yandan da bir ulusun kendi tarihsel kökleriyle bağlantı kurmasını sağlar. Ulusal dil, ulusun her bireyine anlama eşitliği sunar aynı zamanda. Ulusun bireyleri, olanı biteni en iyi kendi dilinde anlar. Çünkü insan kendi diliyle, anadiliyle düşünür.

Düşünceyi dışavurumun, paylaşımın temel aracısı, anahtarı dildir. Bilinir ki, kültürün de, bilim üretiminin de, sanat üretiminin de ana kaynağı düşüncedir. Düşünceyse ancak anadilde üretildiğinde daha varsıl, daha kapsamlı, daha derin, daha boyutlu olacaktır. Düşünce, o ulusun dilinde üretildiğinde, o ulusun dilinde paylaşıldığında, “aynı dilden anlayan” bireylerin anlama eşitliği çerçevesinde, o toplumun, o ulusun daha çok bireyince kavranır, benimsenir. Özetle, ulusu ulus yapan temel düşünce ve ekin ögelerini ulusal dil biçimlendirir.

Sömürgen yayılmacılık bütün bunları çok iyi biliyor… O nedenle, küreselleşme adlı soysuzluğu dayatmaya çalışıyor insanlığa, dünya halklarına, güçsüz, ezilen uluslara. Çünkü küreselleşme kimliksizleştiricidir, çünkü küresel kimliksizdir. Küreselin karşıtı yereldir, ulusaldır; özgün olan, kimliği olandır. Ulusal dil yereldir ve ulusal kimliğin göstergesidir. Ulusal dil, ulusal düşüncenin, ekinin soluğudur. Ulusal ekin, ulusal dille oluşur, yaşam bulur, varolur. Ulusal dil ulusun bireylerini bir arada tutan, onları birbirine yapıştıran temel ögedir. Uygar (!) Batı, elbette bunları çok iyi biliyor…

“Doğu Sorunu” -eski adıyla Şark Meselesi- henüz bitmiş değil!.. Batı’nın, “İstanbul’un Fethi”ni, “Lozan”ı, hele “Anadolu Ayaklanması”nı, Sevr ile parçalanması öngörülen topraklardan kovuluşunu ve sömürgen yayılmacılığın kanlı tarihinin şanının (!) böylesine lekelenmesini unutması, “bağışlayabilmesi” olası değil!.. Elbette, Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti, ABD’nin ve Avrupalı sömürgecilerin hedef tahtasındaki yerini hep koruyacak… Elbette “Türklerin Ülkesi”nin ulusal kimliği de dağıtılmaya çalışılacak sürekli. Elbette, sömürgen yayılmacılığın bu onursuz oyunundan Türkçemiz de payını alacak…

Türkçemiz de Yabancı Saldırı Altında

O nedenle, yabancı sözcükler dilimize hızla sokuluyor… O nedenle, temelde İngilizce ağırlıklı sözcüklerle Türkçe ve özyapısı zorlanıyor, dilimizde gedikler açılmaya çalışılıyor. Sömürgen yayılmacılık, dilimizi elimizden almaya, böylece düşünme gücümüzü, anlama ve anlatma eşitliğimizi, daha varsıl bilim, ekin ve sanat üretme, ulusal düşünce üretme gücümüzü elimizden; dilimizden, beynimizden almaya, çalmaya çalışıyor. Sömürgen yayılmacılık, dilimizin yapısına sızarak, onu yozlaştırarak, dönüştürerek de bizi kimliksizleştirmeye çalışıyor. Sömürgeci barbarlar, son çözümde dilimizi de yok etmek istiyor; düşünemeyelim, düşündüklerimizi anlatamayalım, anlatılanları anlayamayalım, anadilini, ulusal dilini, Türkçeyi yitirmiş insanlar olarak suskun, edilgen, bağımlı ve kimliksiz kalalım istiyor…

O nedenle, kendi sözcüklerimizin, Türkçe sözcüklerin yerine, yabancı kökenli sözcükler sokulmaya çalışılıyor dilimize. Bilimdeki hızlı gelişme, yeni kavram ve sözcükler doğuruyor; bu sözcüklere bir an önce Türkçe karşılıklar bulma konusunda duyarsız kalışımız, bu sözcükleri, sanki dilimizin sözcükleriymiş gibi hemen benimseyip kullanmaya çalışmamız, dilimizin bozulmasına taban oluşturuyor ve sömürgen yayılmacılığın ekmeğine yağ sürüyor.

Atamızın “Dil Devrimi”, ivmesini, özellikle seksenli yıllardan bugüne, giderek yitirdi. Ulusumuzun Dil Devrimi’yle kazandığı anadil bilinci, giderek genel bir kayıtsızlığa dönüştü. Bütün bunlar, kuşkusuz, Atatürk’ün ölümünden başlayarak, O’nun devrimlerine sahip çıkılmamasıyla, “karşıdevrim”le, giderek, “Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanet süreci” ile de bire bir ilişkili. Bu süreç doğrultusunda Türkçeye gerekli özenin gösterilmemesi, gerekli desteğin verilmemesi, dil devriminin sürdürülmesi yönünde sorumlulukların göz ardı edilmesi, Türkçemizi de getirip bir “Kurtlar Sofrası”nın ortasına bıraktı…

Ancak dilimizi de elimizden almaya çalışan küresel sömürü düzeni, yalnızca duyarsızlığımız, kayıtsızlığımızla yetinmiyor. Bilinçsiz bireylerimizin kör Batı hayranlığından da yararlanarak ve elindeki tüm maşaları, sömürge aydınlarını, tüm aydıncıkları kullanarak dilimizin de altını oyuyor.

O nedenle var, en-ti-vi, siy-en-en, star, şov, flaş ti-vilerimiz… O nedenle, Q klavye, F klavyeyi ortadan kaldırmaya çalışıyor… O nedenle ‘şarküteri’lerimiz, ‘gros’, ‘hiper’, ‘süper’ ‘market’lerimiz var… ABD ve AB’nin vatanımızdaki beşinci kolu, besleme basın-yayın organlarının kendisine ‘medya’ deme soysuzluğu, televizyon kanallarına artık ‘reklam’ sözcüğünün bile yetmemesi ve yerine ‘advertorial’ kullanılması, siyasal ‘fırka’larımızın çok uzun zamandır ‘parti’ adını alması ve Batı’nın bu sözcüğü İngilizce aslındaki (party: eğlenti) gibi değerlendirerek, bizim ‘hisseli harikalar kumpanyası’ evlere şenlik çok ‘party’li ‘demokrasi’mizi eğlenerek seyretmesi, ne yazık ki, o nedenle…

Oyunu görmeliyiz!.. Tuzağı görmeliyiz!.. Mustafa Kemal’in ölümünden sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarlarına, “Atatürk’ün Altı Oku”ndan biri olan ‘cumhuriyet’in yerine ‘demokrasi’ adlı horozşekerini dayatan Batı, bugün ülkemizde şişirme etnik nüfuslar yaratarak, ‘anadilde eğitim hakkı’ maymuncuğunu da kullanarak, yurdumuzu ve ulusumuzu bölmeye çalışıyor. Bu çerçevede, bazı yurttaşlarımıza Türkçenin kendi dilleri olmadığı benimsetilmeye çalışılarak, dilimiz bir yarma girişimiyle de yaralanmak isteniyor.

Türkçemize Sahip Çıkmalıyız

Günlük yaşamımıza giren yabancı sözcükler, bizler onları kullanırsak yerleşiyor dilimize. Sonrasında bu sözcükleri dilimizden uzaklaştırmak çok zor oluyor. Konuşurken, yazarken, yabancı kökenli sözcüklerden uzak durmalıyız!.. Türkçemize sahip çıkmalıyız!.. Türkçemizin kural ve sözcüklerine sahip çıkmalıyız!.. Türkçesi varken, bilerek ya da bilinçsizce, konuşma ve yazılarında yabancı sözcükleri kullananları uyarmalıyız!..

Türkçemiz de vatan topraklarımız kadar kutsaldır, öylesine savunulmalıdır! Ordumuz, sınırlarımızı nasıl koruyorsa, “Türklerin Ülkesi”nin çocukları olarak bizler de Türkçemizi bütün saldırılardan, kötü düşüncelerden korumalıyız!.. Dilimizin yozlaşmasına, yabancı sözcüklerle kirletilmesine, yaralanmasına, kural ve sözcüklerinin elinden alınmasına izin vermemeliyiz!.. Türkçemizin Türklüğümüzün özü olduğunu hep akılda tutmalıyız!..

Sömürgen yayılmacılık, vatanımız ve ulusumuz kadar dilimizi de küreselleşmenin çarmıhlarına germeye çalışıyor!.. Dilimizi kuşanmalıyız ve ulusal kimliğimize yönelik yabancı diller saldırısını geri püskürtmeliyiz!..

İçine doğduğumuz bir ikinci vatan olan Türkçemize uzanan “müttefik kuşatması”nı, olabildiğince Türkçe sözcükler kullanmak, Türkçemize kurallarıyla sahip çıkmak, yabancı kökenli sözcükleri kendi ülkelerine yollamak yoluyla kırarak, sömürgen yayılmacılığı bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha denize dökebileceğimizi uygar (!) Batı’ya göstermeliyiz!.. Ezilen uluslara bu yolda da kılavuz olmalıyız!..

Atamızın Türkçemiz konusundaki sözlerinin yüreğimize kazılı olduğunu dünyaya göstermeliyiz:

Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

-*-

4 Temmuz 2005, TÜRKSOLU 85. Sayı

-*-

***

Sömürgen Yayılmacılığın Saldırısı Sürüyor: Türkçemiz de Kuşatma Altında!..

(2009: s. 149-154)

-*-

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

TÜRKSOLU ve İLERİ yazıları

ISBN: 978-9944-109-64-2

İLERİ YAYINLARI

No: 171, Nisan 2009: s.1-208

-*-