Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız - IV- ABD “Son” Yüzyılına Uğurlanırken - 2 - ABD, Lozan Antlaşmasını İmzalamaya Çağrılmalıdır - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız)

31 Views

0

(0) Reviews

        

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

İstanbul: İleri Yayınları, 2009: 1-208

***

IV

ABD “Son” Yüzyılına Uğurlanırken

2

ABD, Lozan Antlaşmasını İmzalamaya Çağrılmalıdır

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin zor dönemlerinden birinde yol alıyor. Türk ulusunun büyük sorunları var. Ekonomi darboğazlarda çırpınıyor, ekmeğimizi her gün biraz daha küçülten ‘ayarlamalar’ ile soluk alabiliyor. İşsizlik giderek tırmanıyor. Gençler işsiz, aşsız, üniversite kapılarına yığılmış. Yaşamını yoksulluk sınırının altında sürdüren aile sayısı sürekli artıyor.

Dünyada dış borcu en yüksek birkaç ülkeden biri Türkiye. Bankalarımızın yüzde yirmisi yabancıların eline geçti, bu oranın gün geçtikçe artacağı biliniyor. İktidar, din adına oy dilenen mollaların elinde ve bir kara mizah örneği, ülke tarihinde ilk kez, maliye bakanının adı, toplum içinde ‘malı ye’ bakanına çıkmış.

Bütün bunlar bir çırpıda akla gelen sorunlar. Ama Türk ulusu uzunca süredir, bunların ötesinde, geleceğine el koymaya çalışan sorunlarla uğraşıyor. Ülkemizin işbirlikçi iktidarları, Avrupa Birliği hayali ve maskesi arkasında, ülkenin siyasal yönetiminde, ekonomi yönetiminde ve kayıt dışı ekonominin yönetiminde bir gün daha çok kalarak, yeğen, bacı, kardeş, küp doldurmak uğruna, emperyalist Batı’nın değnekçiliğiniyaparak ülkemizden istenen ödünleri arka arkaya verdi ve veriyor. Kıbrıs, patrikhane, Heybeliada, Güneydoğu, kıta sahanlığı, Ermeni soykırımı yutturmacası, evrilip çevrilip üstümüze yığılıyor bir bir. Atatürk Türkiyesi’ni karanlıklarda boğmayı hesaplayan şeriatçılar ve ülkemizi parçalamayı amaçlayan etnik bölücüler, çok partili bir düşünce özgürlüğü müsameresinin başoyuncuları artık. Ülkenin başbakanı bile, “Türk’üm demek ayrımcılıktır.” diyebiliyor ve kendini bir süredir Türkiyeli sanıyor.

Çevremiz ateş denizi. Irak’ta ABD istilası sürüyor, toplukıyım ve ‘soykırım’ sürüyor. Amerikan askerlerinin bugüne dek, çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek, yüz elli bine yakın silahsız, suçsuz insanı, yataklarında, hastanelerde, düğün evlerinde, camilere doldurarak öldürdüğü biliniyor. Balkanlar, giderek daha küçük devletçiklere bölünüyor. Kafkaslarda Rusya’nın Çeçen soykırımı sürüyor ve bir ulus yok edilmeye çalışılıyor. Filistin’de İsrail her yıl taş üstünde taş bırakmadan büyük bir vahşet sergiliyor.

Elbette dünyanın her köşesinde sorun var. Bugünkü gönenç düzeyini gelecekte de sürdürmek isteyen emperyalist Batı devletleri, çıkarları gereğince, kan emici vampirler gibi, dünyanın her yerine saldırıyor, sorunlar oluşturuyor. Ama ülkemizin başını ağrıtan hangi taşın altına biraz dikkatle baksanız, karşınıza ABD çıkıyor.

Avrupa’nın irili ufaklı bütün gelişmiş ülkeleri sömürgen bir arzuyla bakıyor dünyaya ve ülkemize. Durum böyleyken, ülkemizin sorunlarının arkasındaki güç, ülkemizin baş düşmanı neden ABD olsun?

Türkiye Cumhuriyeti, Anadolu ve Trakya’daki topraklarıyla, yüzölçümü büyük bir dünya ülkesi değil. Ama, varlığı çok önemli. Çünkü ‘Türklerin Ülkesi’nin insanları, yüzyıllardan süzülen bir ulus kimliğine sahip. Bu tarihsel Türklük bilinci, Makedonya’dan Orta Asya’ya, Sibirya’ya, Moldovya’dan Kerkük’e uzanan geniş bir coğrafyada, yüzyıllar boyu perçinlenmiş Türk ekininin (kültür) de kalıtçısı aynı zamanda.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir tarihsel ve ekinsel Türk coğrafyasının orta yerinde duruyor. Türkiye, bir Balkan, Kafkas, Ortadoğu, Akdeniz ve Karadeniz ülkesi olarak, Fırat ve Dicle’nin kaynağında, Hazar petrollerinden Orta Asya doğalgazına, Ortadoğu petrollerinden Kıbrıs’a, geniş bir fiziksel coğrafyanın da tam yüreğinde oturuyor aynı zamanda..

Oysa, emperyalizmin bölgesel amaç ve çıkarları açısından, bu ‘coğrafyalar’da, ulusal benlik bilinci yüzyıllar içinde sayısız macerayla damıtılmış, gerektiğinde bir ‘ordu millet’e dönüşüveren Türk ulusu gibi bir ulus ve Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ‘ulus devlet’in olması, çok büyük bir engel.

Lozan ve ABD

Dünya ülkeleri, ulusları, toplumları, toprakları, madenleri ve insanlarının sömürülmesi, talan edilmesi, yağmalanması, yok edilmesi; ezilen, sömürülen ulusların kimliksizleştirilmesi, varlıklarının çalınarak, el konularak emperyalist ülkelere aktarılması dünyadaki sömürü düzeninin ana ekseni. Bu düzenin öncü gücü yirminci yüzyıla kadar İngiltere idi. Bin dokuz yüzlü yıllar ABD’yi emperyalist Batı devletlerin söz sahibi öncü gücü durumuna getirdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesinde, emperyalist Batı devletleri İzmir’e çıkarken, Çanakkale’ye saldırırken, İstanbul’u işgal ederken, aralarında ABD de vardı. Maceranın sonu, “geldikleri gibi gitmeleri” ve ‘Lozan’dır.

Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalist Batı ülkelerince ‘tanınma belgesidir.’ Ama Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin, özellikle ABD’nin ‘bu coğrafyalar’da yüzyıllara yayılacak çıkarları açısından büyük bir engeldi ve emperyalizmin öncü gücü ABD tarafından tanınamazdı: Lozan Antlaşması ABD tarafından imzalanmadı, kabul edilmedi; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ABD tarafından tanınmadı.

Aradan geçen yüzyıla yakın sürede, ABD’nin ‘bu coğrafyalar’a ilgi ve iştahı giderek arttı. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü yüreklerimize uğurladıktan hemen sonra ülkemizde başlayan karşıdevrim süreci, Türkiye’yi yöneten iktidarları, NATO, CENTO, IMF, Dünya Bankası, ikili anlaşmalar eliyle ABD’nin işbirlikçiliğine, değnekçiliğine taşıdı. Ama, ABD’nin Lozan’a bakışı değişmedi; ülkemizin ‘stratejik dost’u, ‘stratejik müttefik’i ABD, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını hiçbir zaman tanımadı, varlığını içine sindiremedi.

Günümüzde ABD, dünyanın tek efendisi. Diğer emperyalist devletler, gizli örgütleri, haberalma örgütleri ve bu devletlerin oyuncağı, maşası köktendinci, etnik bölücü, eli kanlı örgütler, ABD’den habersiz, ABD’den izinsiz herhangi bir şey yapmıyor, yapamıyor.

O halde, uyutulduğumuz uykulardan uyanmalı ve Kuzey Irak, etnik bölücü terör, şeriatçı iktidar, Kandil Dağı gibi sorunlarımızın arkasındaki kukla oynatıcısını görmeliyiz; bu güç ABD’dir. Doğrudan söylemek gerekirse, ülkemizin süregiden sorunlarının hepsinin ucu, gider ABD’ye dayanır. Ülkemizin temel sorunu ABD’dir; ABD, ülkemizin ‘stratejik düşmanı’dır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ABD’nin bölgedeki tasarıları açısından tehdittir. ABD, şimdilik, elinin altında, sorunlara boğulmuş, yoluna çıkmayacak, sözünü dinleyecek, kendisine değnekçilik yapacak, maşa olarak kullanılacak, zamanı gelince üstüne basılıp geçilecek bir Türkiye olsun istiyor. Günü geldiğinde de, ABD’nin Suriye ve İran’a saldırılarında işbirlikçi olarak ‘kullanıldıktan sonra’, Türkiye parçalansın istiyor. ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne bu bakışı değişmedi, değişemez.

Gözlerimizi açmalı ve gerçeği görmeliyiz: Türkiye’nin yaşamsal sorunlarının perde gerisindeki güç ABD’dir. Çünkü, ABD’nin bölgesel çıkarlarının önünde Türkiye gibi bir engel olmamalıdır. Bu nedenle, ABD Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘geleneksel’ baş düşmanıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürkçü güçleri olarak, eski defterleri açmalı, kirli çamaşırları ortaya dökmeli ve ‘stratejik dost’umuzun bu yüzyıllık oyununu bozmalıyız. ABD’yi, ‘stratejik müttefik’i Türkiye Cumhuriyeti için büyük önem taşıyan Lozan Antlaşması’nı tanımaya, imzalamaya çağırmalıyız. Konuyu uluslararası ortamlarda tartışmaya açmalı, dünya gündemine taşımalıyız.

Lozan Antlaşması’nın ardından, tartışma sırasının, mutlaka, ABD’nin kuruluşu öncesinde Kuzey Amerika’da doksan milyon insanın yok edilişine, ‘Kızılderili Soykırımı’na geleceğini de ‘dostumuz’a şimdiden söylemeliyiz.

-*-

12 Haziran 2006, TÜRKSOLU 109. Sayı

-*-

ABD, Lozan Antlaşmasını İmzalamaya Çağrılmalıdır

(2009: s. 137-141)

-*-

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

TÜRKSOLU ve İLERİ yazıları

ISBN: 978-9944-109-64-2

İLERİ YAYINLARI

No: 171, Nisan 2009: s.1-208

-*-