Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız - III- Türkiye Türklerindir - 3 - Ulusal Güçler, ‘Ulusal’, ‘Güç’ ve ‘Ulusal Güç’ Olma Bilinciyle Davranmalıdır - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız)

90 Views

0

(0) Reviews

        

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

İstanbul: İleri Yayınları, 2009: 1-208

***

III

Türkiye Türklerindir

3

Ulusal Güçler, ‘Ulusal’, ‘Güç’ ve ‘Ulusal Güç’ Olma Bilinciyle Davranmalıdır

Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü karmaşa döneminde, ulusal güçler, ‘ulusal güç’ olma bilinç, görev ve sorumluluğuyla davranmalıdır.

Ulusal güçler, öncelikle, ‘ulusal’ olma bilinciyle davranmalıdır. ‘Ulusal’ olmak, kendi görkemiyle taçlanan bir kimliğin sahibi olmaktır. Olamayanın kavrayamayacağı bir onur, kavrayamayacağı yücelikte bir san sahibi olmaktır. Ulus adı verilen ulu bir varlığın parçası olmak, ona ait olmak, kıvancı sınırsız bir ait olma duygusu yaşamaktır. Sevinçte, kederde, tasada bir beden ve o bedenin özü olmaktır ulusal olmak. Zaman içinde akan bir nehirde, geçmiş, tarih, gelenek, töre, dil, ekin (kültür), gelecek, ülkü sahibi olmaktır.

Ulusal olmak, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk Milleti denir.” sözündeki tılsımda perçinlenen ülküye inanmaktır. ‘Türkiye’ Türklerin yurdudur, Türklerin ülkesi, Türklerin vatanıdır. ‘Türkiye Cumhuriyeti’, Türklerin yurdunda kurulan ve cumhuriyet yönetimini benimsemiş olan devletin adıdır. Türkiye Cumhuriyeti, ‘Türk Ulusu’ adıyla bilinen halkı ve sınırları Türk çocuklarının kanıyla çizilen topraklarıyla, bölünemez, parçalanamaz bütünlükte tek bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti, Türklerin vatanı üstünde kurulmuş, tek bayrak (Türk Bayrağı), tek dil (Türkçe), tek ulus (Türk Ulusu), tek devlet (Türk devleti) sahibi bir ülkedir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk Ulusu kurmuştur. Türk Ulusu, çok büyük çoğunluğu Türk soyundan gelse de, yüzlerce yıldır ‘Türkiye’ topraklarında bir arada yaşayan, çok sayıda farklı köken, kan, ırk, inanç, soydan insanın bileşiminden oluşan, bölünemeyecek denli bütünleşmiş, ‘Türk’ kimliğinde bir olmuş bir halktır. ‘Türk’, ‘Türk Ulusu’nu var eden ortak kimliğin adıdır. Ve Türk, bugününe; ülkesi, ulusu, dili, bayrağı ve ekinine, ulu önderi, Başöğretmen’i, Mustafa Kemal Atatürk’ü sayesinde ulaşmıştır.

Günün gerçeği buyken, ataları geçmişte başka soydan geldiği için kendini Türk sayamayan, özünü yitirmiş (soysuzlaşmış), Türk Ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünebileceği sanısındaki, kimi yurttaşların, kendini Türk değil de ‘Türkiyeli’ olarak nitelemesi de boşunadır, Türk Ulusu’nun ekin dünyasından, örneğin sarı, yeşil, kırmızı, mavi gibi, renkleri bile çalabileceklerini sanması da.

Yüzlerce yıllık geçmişinde hiçbir gereksizliğe izin vermemiş olan Türkçemiz, doğrudan “Türklerin yurdundan olan; Türk” anlamına gelen ‘Türkiyeli’ gereksizliğine bir son nokta koyacaktır elbette. Yine, yüzlerce yıldır, ‘yeni gün’ adıyla baharı karşılama coşkusunu dile getiren bir Türk bayramı olan Nevruz’un, bir kökü Avrupa Birliği (AB) para muslukları, bir kökü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) güdümlü Kandil Dağı, bir kökü Türkçe’den başka bir dil bilmediğinden, emrindeki terör örgütünü Türkçe buyruklarla yönetmeye çalışan bir vatan haininin elinde, İmralı’da olduğu ve ne yazık ki kendini Türk’ten başka bir şey sanan özbeöz Türk yurttaşlarınca, başka bir etnik köken için çalınmasına da Türk Ulusu izin vermeyecektir.

‘Ulusal’ olmak, tüm bunları, Türk’ü Türk, Türk Ulusu’nu Türk Ulusu, Türkiye Cumhuriyeti’ni Türkiye Cumhuriyeti yapan bilinç ve değerleri bilmek, bu bilinç ve değerleri hafife alma, sorgulama, aşındırmayı amaçlayan dış ve iç öge, maşa, kukla ve hareketleri izlemek, doğruya çağırmak, gerektiğince eğitmek, gerektiğinde destekçileriyle birlikte yok etmek, görev, bilinç ve sorumluluğudur.

Öte yandan, ulusal güçler, ‘güç’ olma bilinciyle davranmalıdır. Türk Ulusu, yurdu, güvenliği, bugünü, yarını, dili ve ekinini koruma ve kollama görev ve sorumluluğunu, bağrından yetişen ‘ulusal güçler’inin buyruğuna vermiştir. Türk Ulusu, bu güçlerin ‘güç’ olması için, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğundan bugüne elinden geleni yapmıştır. Türk Ulusu, sağlık, eğitim, yargı gibi alanlardaki vazgeçilmez öncelikli yaşamsal gereksinimlerini bile zaman içinde erteleyerek, kendisi, çocukları ve geleceğini emanet ettiği bu ‘güç’lerin hiçbir olanaktan yoksun kalmamasını sağlamaya çalışmıştır sürekli. Türk Ulusu, kendi çocuklarından oluşan bu ‘güç’leri, sabır ve onurla, ama yakından ve sürekli izlemiştir, kollamıştır da.

Bir kuvvet komutanlığı birliklerinin yaka belirtkesinden, Atatürk’ünün Kocatepe’deki görüntüsünün -altta hiçbir art düşünce ya da amaç olmadığını bildiği halde- çıkarılmasını böylesine yakından izlemesi ve engel olması başka nasıl açıklanabilir…

Çünkü, o kendi gücüdür, kendisinin gücüdür, gereken her durum ve koşulda, silahlı ya da silahsız olsun, ‘güç’ olduğunu unutmamalı, bilmeli, sergilemeli, ‘güç’ olmak ne gerektiriyorsa öyle davranmalıdır; biçim, duruş olarak da, tutum, tavır, davranış olarak da… Sütçü İmam, yiğit bir halkın parçası olmanın kendisine verdiği güç, nasıl gerektiriyorsa öyle davrandığı için Sütçü İmam’dır bugün… Ve Karayılan… Ve Şahin Bey… Türk Silahlı Kuvvetleri, ‘güç’ olarak, ama ulusunun mutluluk ve çıkarı için, davranması gerektiğinde, ‘güç’ olarak davranabildiği için öylesine bir sevgi çemberiyle sarılmıştır 27 Mayıs’ta ve Kıbrıs Barış Harekâtları’nda.

Ve ulusal güçler, ‘ulusal güç’ olmanın bilinciyle davranmalıdır. Türk Ulusu’nun her yurttaşı, aslında -konumuna göre- ulusal bir güçtür. Çocuklarını ulusuna yararlı birer birey olarak yetiştirmeye çalışan annelerimizden, yaşamın gerçeklerini çocuklarımıza öğreten öğretmenlerimize, sınırlarımızdaki Mehmetçik’ten Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na, her Türk, konumunun, ulusunun bilincindeki yeri gereğince davrandığında ulusal bir güçtür elbette.

Ancak her bir yurttaşının bireysel konumundan kaynaklanan ‘ulusal güç’ olma durumu ötesinde, Türk Ulusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte, ulusal çıkarlarının korunma ve kollanması için silahsız ve silahlı ‘ulusal güç’ler oluşturmuştur. Bugün Türk Ulusu’nun bu ulusal güçlerinden beklediği, Kurtuluş Savaşı sonrası tarihinin bu en sorunlu döneminde, onların birer ulusal güç olarak davranmasıdır.

Türk Ulusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Avrupa Birliği ve ABD kılığındaki emperyalizmin coğrafyamızdaki kanlı oyunu ve Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ulusu’nu parçalamayı amaçlayan girişimleri karşısında, bir Mustafa Kemal Atatürk duruşuyla ‘ulusal güç’ olarak davranmasını beklemektedir. Türk Ulusu, çocuklarının başına geçirilen ‘Amerikan çuvalı’nın artık çıkarıldığını ve kendisini temsil eden silahlı ve silahsız ulusal güçlerinin, ‘ulusal güç’ olarak davrandığını görebilmek için sabırsızlıkla kıvranmaktadır.

Türk Ulusu, ataları İstiklâl Harbi’nde, yedi düvele, sömürgeci Batı devletlerine, emperyalizme başkaldırmış ve Ata’sının ‘istiklâl-i tam’ (tam bağımsızlık) ülküsüyle Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşken, ülkesinin, neden bugün -NATO örtüsü altında- Afganistan’da ABD’ye değnekçilik yaptığını, neden Kerkük’ten sonra Diyarbakır’da da sustuğunu, neden İsrail’in Filistin’deki utanç duvarına ses çıkaramazken Filistin Devleti’nin yasal temsilcileriyle görüşmek için bile İsrail ya da ABD’den izin alması gerektiğini, neden 360 milyar dolar borcu olduğunu, artık ‘ulusal güçler’inden öğrenmek istemektedir.

Türk Ulusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ekonomi, iletişim, enerji, bankacılık, eğitim, sağlık altyapı ve kuruluşları, yerli ve yabancı kişi ve kuruluşlara yok pahasına satılırken, adeta yağmalanırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin üretim, eğitim, sağlık sistemleri, tarım ve hayvancılığı çökertilirken, neden ulusal güçlerinin, birer ‘ulusal güç’ olarak davranamayıp da gidişi -en azından- sessizce seyrettiğini giderek daha yüksek sesle sormaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal güçleri, Türk Ulusu’nun ulusal güçleridir. Türk Ulusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün içinde yol aldığı karmaşa ortamında, bu güçlerin, Başöğretmen’ince kendisine öğretildiği gibi, ‘ulusal’, ‘güç’ ve ‘ulusal güç’ olmanın bilinç, görev ve sorumluluğuyla davranmasını beklemektedir.

Tarihinde, gereken her durumda, tek beden bir ‘ulusal güç’ olabilmeyi başaran Türk Ulusu, kendi adına görevlendirdiği ulusal güçlerinin, bunu bir kez daha gerektirmeyecek biçimde davranacağına inanmakta, ancak, günün birinde ‘ulusal güç’ olarak davranması gerekebileceği kanısı da her geçen gün güçlenmektedir. Bu kanı O’nu böylesi bir olasılık için hazırlıklı olmaya itmektedir. Türkiye Cumhuriyeti ulusal güçlerinin, giderek güçlenen bu kanıdan habersiz olması beklenmemelidir.

O nedenle, Türk Ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti ulusal güçlerinin tutum ve davranışlarına yön veren yetkililerin, tarih önündeki sorumluluğu büyüktür. Türk Ulusu, ulusal güçlerinden, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün ve yarınını tehdit eden ulusal sorunların ulusal çözümlerle ortadan kaldırılmasını beklemektedir. Sorunlar karşısında duyarsız, yetersiz ya da başarısız kalanların giderek sorunun bir parçası olduğunu, tarih ana Türk Ulusu’na birçok kez öğretmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti toprakları ve bulunduğu coğrafyadaki gelişmeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal güçlerini, mutlaka ‘ulusal güç’ olma görev ve sorumluluğuyla davranma bilincine getirecektir. Değilse, Türk Ulusu tek beden bir ‘ulusal güç’ olarak davranmanın gereklerine uyacaktır.

Türk Ulusu tek beden bir ‘ulusal güç’ olarak ne yapması, ulusal duruş ve tavrının nasıl olması gerektiğini Ulu Önder’inden yeterince öğrenmiştir. Türk kurtuluş ve devrim tarihi, Çanakkale’den hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Menemen Olayı ve Kubilay’a, ayrılıkçı kalkışmalardaki Mustafa Kemal Atatürk tavrından İstiklâl Mahkemeleri’ne kadar sayısız ve unutulmaz derslerle doludur.

Atatürk Gençliği, Türk Ulusu’nun sorunlarının çözümü için Türkiye Cumhuriyeti’nde Kemalist Devrim’in mutlaka tamamlanması gerektiğinin bilincindedir ve bir ulusal güç olarak, bunun gereklerini yerine getirecek güç ve kararlılıktadır.

-*-

Nisan – Haziran 2006, İLERİ 29. Sayı

-*-

Ulusal Güçler, ‘Ulusal’, ‘Güç’ ve ‘Ulusal Güç’ Olma Bilinciyle Davranmalıdır

(2009: s. 109-114)

-*-

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

TÜRKSOLU ve İLERİ yazıları

ISBN: 978-9944-109-64-2

İLERİ YAYINLARI

No: 171, Nisan 2009: s.1-208

-*-