Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız - II- Kemalist Devrim Mutlaka Tamamlanacak Bu Topraklarda - 9 - "Vurulduk Ey Halkım..." - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Çünkü Biz Şayak Kalpaklı Sarışın Bir Kurdun Çocuklarıyız)

28 Views

0

(0) Reviews

        

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

İstanbul: İleri Yayınları, 2009: 1-208

***

II

Kemalist Devrim Mutlaka Tamamlanacak Bu Topraklarda

9

“Vurulduk Ey Halkım…”

Kemalist Devrim’in Türkiye Cumhuriyeti’nde bir gün mutlaka tamamlanacağına olan sarsılmaz inancımızla, Uğur Mumcu’yu saygı ve özlemle anarak…

“Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler gizli emellerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi. Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi.”

Uğur Mumcu

***

Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993’te, sömürgen yayılmacılığın (emperyalizm) günümüzdeki ağababası ABD ve insanlık dışı tetikçileri tarafından, aramızdan alınıp yüreklerimize uğurlanışının ardından on altı uzun yıl geçti. Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün içine düşürüldüğü durum, bu içimizi kavuran cinayetin arkasındaki katilin, ABD ve işbirlikçileri olduğunu her gün bir kez daha kanıtlıyor bize.

Ergenekon’dan Mustafa Kemal Atatürk’e, Türkçe’den Türk bayrağına kadar, Türklerin, Türklüğün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kutsal değerlerinin ayaklar altına alınmaya çalışıldığı, Cumhuriyet şehitlerimizin ölüm yıldönümlerinde geçiştirilmiş törenlerle anıldığı bir dönemde, TÜRKSOLU, 24 Ocak 2009 Cumartesi günü İstanbul’da “Uğur Mumcu ve Atatürkçü Şehitlerimizi Anıyoruz” yürüyüşü düzenledi. İstiklâl Caddesi’ni dolduran kalabalıklar ellerinde yüzlerce Türk bayrağı, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Turan Dursun’un resimleri ve ABD ile onun tetikçisi şeriatçı, kürtçü, ermenici beslemelerin karanlık isteklerini boğan söz ve yazılarla Galatasaray Lisesi’nin önünden Taksim Anıtı’na yürüdü, aktı. Şehitlerimiz için duyduğumuz acıyı biraz olsun yatıştıran bu görkemli yürüyüşün ardından, TÜRKSOLU, 25 Ocak 2009 Pazar günü Adana, Ankara, Balıkesir, 8 Şubat 2009 Pazar günü Bakırköy, Beyoğlu, Kadıköy temsilciliklerinde “Uğur Mumcu ve Mirası” adıyla anma toplantıları düzenledi. Uğur Mumcu ve devrim şehitlerimizi anma toplantılarının yıllar içinde giderek seyreldiği, sönükleştiği bir süreçte, TÜRKSOLU’nun Uğur Mumcu’yu anma toplantıları Kemalist devrimcilerin akınına uğradı, toplantı salonları Atatürkçülük’ün özü olan tam bağımsızlık, emperyalizm karşıtlığı, milliyetçilik ve devrimciliğin bu topraklarda asla yok edilemeyeceği bilinciyle bilendi.

Uğur Mumcu, Kubilay gibi bir devrim şehidi olarak, hiç unutulmayacak ve bizlerle hep yaşayacak. Çünkü Uğur Mumcu, Mustafa Kemal Atatürk’ü, düşüncelerini, devrimini ve emperyalizmin ancak Atatürk düşüncesi, yaklaşımı, duruşu, tavrı ile alt edilebileceğini çok iyi özümsemiş bir Türk düşünce önderi, aydını, Türk Ulusu’nun namusu ve yüz akı bir devrimciydi.

Uğur Mumcu düşüncesi

Uğur Mumcu düşüncesinde olmazsa olmaz eksen emperyalizme karşı olmaktır. Bu eksenin ayrılmaz parçaları milliyetçilik ve sosyalizmdir. Çünkü, emperyalizm karşıtı direniş ancak milliyetçi bir direniş olduğunda başarıya ulaşır ve bu direniş ancak bir sistem içinde; sosyalizmle mümkündür. Bu toplam Uğur Mumcu’yu ‘Türk sosyalizmi’ne; Atatürkçülük’e ve onun omurgası olan altı ok ilkelerine götürür. Bu bağlamda, Uğur Mumcu düşüncesi Atatürkçü, milliyetçi, devrimci ‘ulusal sol’ anlayıştır.

Elbette, bu ulusal sol anlayış, düşünce ve eylem bütünü olarak kaynağını Mustafa Kemal’den alacak, elbette Kadro hareketinden, Nâzım’dan beslenecek, 27 Mayıs ve sonrasından dersler çıkaracaktır.

Uğur Mumcu düşüncesi, ‘Atatürkçülük, milliyetçilik, sosyalizm’ ekseni, 1960 sonrasında Yön Bildirgesi ile bir kez daha biçimlenir. O yıllar Yön, Türkiye İşçi Partisi ve sonrasında Denizlerin yıllarıdır.

12 Mart - 12 Eylül

Emperyalizm karşıtı eylemlerin Türkiye Cumhuriyeti’ni coşku dolu dalgalar olarak sardığı bu dönem, Atatürkçü ve devrimcilerin üstüne inen bir ABD ‘balyoz’u ile örtülür: 12 Mart 1971.

Amerikancı ‘12 Mart muhtırası’ ve insanlık dışı uygulamalarının sonrasının dağınıklığında, ülkemizdeki sol anlayış, giderek Atatürkçülük yerine yabancı kaynak ve akımlardan beslenir duruma gelir.

12 Eylül 1980 de, sonuçta bir ‘bizim oğlanlar’ darbesidir; ABD’nin bölgedeki çıkarlarını daha o günlerden güvence altına almak üzere, Türkiye’nin ulusal birliğini aşındırmaya, emperyalizmin çıkarlarına uygun bir insan, eğitim, ekonomi, toplum yapısı kurmaya yönelik bir ‘vuruş’tur ülkemize.

Siyasal tarihin Türkiye’deki bu zavallı yolculuğunda, o süreçte, ulusal sol düşünce adına, ne yazık ki, ayakta yalnızca, doğruyu bilen ve hiç susmadan haykıran, asla diz çökmeyen bir ‘sakıncalı piyade’ kalır neredeyse. Dimdik ve gür sesle haykırarak: “Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız”.

Öyle ki, doksanların Türkiye’sine gelindiğinde Uğur Mumcu emperyalizmin karşısındaki engellerin en büyüğüdür ve yok edilmelidir!.. Çünkü Uğur Mumcu, emperyalizmin Türkiye’nin ulusal birliğine karşı kurguladığı oyunun ana çizgilerini çok iyi bilmektedir. Bu oyunun, çok önce yine sergilendiği gibi, kürtçü ve şeriatçı tetikçilerle oynandığını çok iyi bilmektedir. Uğur Mumcu, artık 2009’da son amacına doğru hızlanarak ilerleyen, ABD güdümündeki ‘Kürt-İslam faşizmi’ni daha o günlerden çok iyi görmektedir.

Uğur Mumcu’nun Kürtçülük ve şeriatçılığa karşı duruşu ödünsüzdür

12 Eylül’ün başörtüsü - türban açılımında Uğur Mumcu’nun duruşu ödünsüzdür, Mustafa Kemal duruşudur: Başörtüsü şeriatın simgesidir; özgürlük ya da hakla ilgisi yoktur. Üstelik, kaynağını kutsal kitaptan bile almayan bir simgedir! Ya devrimci olunur ya türbancı!.. Başörtüsüne yeşil ışık emperyalizmin amacına katılmak demektir! Yolun sonu şeriat devletidir!

12 Eylül’ün Rabıta’sında Uğur Mumcu’nun duruşu ödünsüzdür. İmamlarının aylığını kökü dışarıda şeriatçı bir örgüte ödeten bir devletin Atatürkçü çizgide yürüdüğünden kimse söz edemez!

Uğur Mumcu, ‘din takiyyeciliği’ ile ‘Atatürk takiyyeciliği’ni gözler önüne serer ve Türk devrimcilerini ve halkını bu ikilemin dışına çıkmaya çağırır.

Uğur Mumcu duruşu Kürtler ve Kürtçülük’e karşıdır. Uğur Mumcu Kürtlerin işbirlikçi bir topluluk olduğunu bilir; ABD’nin 1990’lardaki Irak’a saldırısında, Saddam devrilirse ABD’nin bölgede, Irak’ta tek kesin güç olacağının, Kuzey Irak’taki Kürt işbirlikçilere önce adı konulmamış bir kukla Kürt devleti kuracağının, böylece Ortadoğu’da İsrail’in yanına ikinci bir tetikçi uç karakol yerleştirmiş olacağının, bu kukla Kürt devletin zamanla özerk yapı kazanacağının, bu durumun Türkiye’nin güneydoğusunda yaşayan, dedeleri Kürt kökenli Türkler üstünden Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesine bir ön adım olacağının altını çizer.

O dönemde, işbirlikçi Kürtlere karşı duran -neredeyse- tek kişi Uğur Mumcu’dur. Uğur Mumcu’nun ‘Kürt Dosyası’ dost düşman her kesimin bilgisi içindedir ve aslında öldürülmesi için başka bir nedene de gerek yoktur: “Türkiye’de Kürt ‘şovenizm’i yaratılmak istenmektedir, Türkiye Lübnanlaştırılmaya çalışılmaktadır.” Şeriatçılık ve Kürtçülük, giderek bir ‘Kürt-İslam Sentezi’ne doğru yan yana gelmektedir; iki hareket de Türkiye’ye, ülkemizin ulusal yapı ve birliğine karşıdır. İki hareket de emperyalizmin desteğindedir. Emperyalizm, Kurtuluş Savaşımız ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında İngiltere kılığında Şeyh Sait, Ağrı, Nasturi isyanları gibi kalkışmalarla sergilediği Kürt-İslam oyununu, bu kez ABD kılığında Cemalettin Kaplanlar, Rabıtalar, PKK ve bölge Kürtleri ile oynamaktadır.

Uğur Mumcu’nun konudaki saptamaları yaptığı doksanlı yıllarda Türkiye’de sol partiler neler yapmaktaydı derseniz; o dönemde, Türkiye’nin aslan sosyal demokrat (sulandırılmış orta sol) partileri, ülkemizin doğu ve güneydoğusunda yaşayan, dedeleri Kürt kökenli olan ama henüz ‘Ne mutlu Türküm diyene’ bilincini kavrayamamış aşiret ağalarını ya da onların çocuklarını, Kürtçülük ve bölücülük taslayan bir parti halinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sokmakla meşguldü. Aynı aslan sosyal demokrat çizgi, günümüzde, bu ‘Kürt-İslam’ oyununa katkısını, geçtik başörtüsünü, çarşafa hoşgörü göstererek ve her mahalleye Kuran kursu açma sözü vererek sürdürmektedir…

Uğur Mumcu neden öldürüldü?

Sonuçta, Uğur Mumcu, Türkiye’de emperyalizmin çıkarlarına giden yolda, ABD’nin bütün kirli oyunlarını gören, önemli bir bölümünü açığa çıkaran ve sergileyen çok büyük bir engel, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Ulusu’nun birlik ve bütünlüğünü, Atatürkçü, devrimci, milliyetçi yapısını ödünsüz savunan, tam bağımsızlık yanlısı, emperyalizm karşıtı büyük bir güçtü. O nedenle de, emperyalizm açısından, yok edilmesi gerekiyordu… Uğur Mumcu’nun öldürülüşünden sonra ve cenaze töreninde ülkenin dört bir yanında yüz binlerce insanın sokağa dökülmesi de durumun kanıtıydı aslında.

Uğur Mumcu’yu kim öldürdü? Yanıtı çok açık. Uğur Mumcu’nun yok edilişi kimin çıkarına olacaksa o!.. Uğur Mumcu’yu öldüren ya da öldürenler tam bilinemeyebilir. Ama, kesin olan gerçek; Uğur Mumcu’nun öldürülüşünün emperyalizmin çıkarına olduğudur; Uğur Mumcu’nun katilinin, Kürtçü ya da şeriatçı tetikçilerin arkasındaki ABD olduğudur.

Uğur Mumcu ve TÜRKSOLU

Uğur Mumcu 1993’te aramızdan alındı ve bıraktığı er meydanı 2000’e kadar, emperyalizmin sofrasından beslenen dönek, dönme, süzme, düzmece ya da -ne derseniz neyin ama Türkçe’mizdeki güzelim sözcüklere de yazık olacağını düşünün;- sahte solculara kaldı. O bukalemun solcular ki, Nâzım’a sahip çıkar ama koca ‘Kuvayi Milliye Destanı’nı görmezden gelir; çünkü, Nâzım’ın milliyetçi özü sapasağlamdır. O emperyalizmin uçkur artığı ermenici, kürtçü solcular ki, sol adına her şeye sahip çıkar; “Hepimiz Ermeniyiz.” diye yürür ama “Hepimiz Uğur Mumcuyuz” diye yürüyemez. Çünkü, Uğur Mumcu devrimcidir, milliyetçidir, Atatürkçüdür, insandır. Uğur Mumcu’ya ve düşüncesine sahip çıkamayan bir ‘solcu’ ise, zaten solcu değildir, solcu olamaz, olsa olsa solun haramzadesidir.

Oysa, Türkiye’de “Hepimiz Türk’üz! Hepimiz Mustafa Kemal’iz! Hepimiz Nâzım’ız! Hepimiz Che’yiz! Hepimiz Denizler’iz! Hepimiz Uğur Mumcu’yuz!” diyen, Türk bayraklarıyla yürüyüşler düzenleyen tek hareket TÜRKSOLU hareketidir. Bu bağlamda, 1993’ten 2000’e kadar geçen yedi yılda sahipsiz kalan ‘ulusal sol’ süreçte oluşturulan devrimci bilinç aşınmasında ortalığı boş bulan bütün Türk ve Türkiye düşmanlarına, işbirlikçi sahte solculara da dur diyecek olan yine yalnızca TÜRKSOLU hareketidir.

Uğur Mumcu duruşu Atatürk duruşudur. Uğur Mumcu devrimciliği Atatürk devrimciliğidir. “Hepimiz Uğur Mumcu’yuz.” demek, bir anlamda ‘Uğur Mumcu’ olmak; Türk devrimcisi, Türk milliyetçisi, Türk solcusu olmak, gerçek bir Atatürkçü olmak, insan olmaktır.

Türk Ulusu ve Türk devrimcileri, Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda her zaman “Ya istiklâl ya ölüm!” duruşuyla O’nun ardından gidecek ve emperyalizm karşıtı, tam bağımsızlıkçı, devrimci savaşımında Uğur Mumcu’yu ve Atatürkçü devrim şehitlerini hiçbir zaman unutmayacaktır. Ve TÜRKSOLU, Uğur Mumculardan devraldığı Mustafa Kemal’in devrimci, milliyetçi, emperyalizm karşıtı tam bağımsızlık bayrağını sonsuza dek dalgalandıracaktır…

-*-

11 Şubat 2009, TÜRKSOLU 224. Sayı

-*-

“Vurulduk Ey Halkım…”

(2009: s. 89-96)

-*-

Çünkü Biz

Şayak Kalpaklı

Sarışın Bir Kurdun

Çocuklarıyız

Emin Sami Arısoy

TÜRKSOLU ve İLERİ yazıları

ISBN: 978-9944-109-64-2

İLERİ YAYINLARI

No: 171, Nisan 2009: s.1-208

-*-