Bir Tutam Hacettepe: Âl-i Şifahane-i Etfal-i Hacettepe - 8 Temmuz 1988 - Ayşe Engin Arısoy - Emin Sami Arısoy .

Emin Sami Arısoy (Bir Tutam Hacettepe)

344 Views

        

-Kuruluşunun otuzuncu yıldönümünde Hacettepe Çocuk Hastanesi’ne-

Ayşe Engin Arısoy

Emin Sami Arısoy

8 Temmuz 1988

“Ben babamı, sen ustanı unutma…”

Veysel

Hacettepe Çocuk Hastanesi 8 Temmuz 1958’de kuruldu, 8 Temmuz 1988’de kuruluşunun otuzuncu yıldönümünü kutladı.

Âl-i Şifahane-i Etfal-i Hacettepe”, Hacettepe Çocuk Hastanesi’nin kuruluşunu ve “öykü”sünü anlatmaya çalışırken, geçen otuz yılda Hacettepe Çocuk Hastanesi’ne, çocuk sağlığı ve hastalıkları alanında, profesör ya da doçent olarak emek veren “hoca”ları da anmayı amaçlamıştır.

O tanrısal ses neydi? Belki de sûr sesiydi

Çağlayanlara koşan nehirlerin sesiydi

Bizi bilinmezlerin girdaplarına çeken

Sırat ile bilenmiş sufî bir ney sesiydi…


Bir “geyik” sekişiydi gönüller büyüleyen

O ses kanımızdaki şarkının bestesiydi

Bozkırlar ortasında deste güller derleyen

Kuru dallar yeşerten Hocabey nefesiydi…


Çoruhlar, Ertuğrullar, Tınaztepeler, Saylar

Çevikler, Saraçlarlar, Tuncalılar, Altaylar

Berkeller, Saatçiler, Özme, Bilginturanlar

Çelik hançerelerin baki âvazesiydi…


Kırklarla yedilerle nice kapılar açan

Zümrüdüanka ile Kaf Dağı’na ulaşan

Kenanoğlu’yla çoşan Ecksteinlara karışan

Özsoylu’nun, Ajun’un, Oral’ın rahlesiydi…


Tunçbilekler, Rendalar, Yalazlar, Hiçsönmezler

Özdirimler, Kınıklar, Sezer, Bilir, Tunçerler

Özkaragöz, Bilgiçler, Göçmenler, Seçmeerler

Gönül meclislerinin doyulmaz bâdesiydi…


Müftüler nakşolundu eleğimsağmalara

Günalpler hakkolundu acunun sırlarına

Bezm o bezm idi sâki, sığmayan zamanlara

Kanatları buzlanan gönül penceresiydi…


Balcı, Tayşi, Koçaklar, Kanralar ve Özalpler

Yordam, Oran, Ersoylar, Çağlarlar, Tekinalpler

Sanallar, Zamanîler, Göğüş, Yetgin, Erdemler

Tılsımlı varakların sırlı şirazesiydi…


Elli dörtlü günleri yaşayan o binada

Semt-i Hacettepe’de kiralık iki oda

Klingberg’e, Joe Wray’e, Nute’a açılan yolda

O ilk adım belki de ışığın müjdesiydi…


Bakkaloğlu, Pırnarlar ve Büyükpamukçular

Tanzer, Erkul, Aysunlar, Gürler, Sarıkayalar

Vidinlisan, Acarlar ve Adalıoğlular

Nice hoş sedaların çınlayan kubbesiydi


Gürses, Hasanoğlular, Bektaş, Tuncer, Yeğinler

Özkutlular, Beşbaşlar, Teziç, Kale, Gürgeyler

Sarıalioğlular, Coşkunlar ve Özerler

Ab-ı hayat arayan erenlerin sesiydi…


Hacettepe mahşere akan umut selidir

Dolunaya her demde sevdalı tan yelidir

Seferin ve gazânın, hazarın bedelidir

Oysa suya yansıyan sâkinin gölgesiydi…


Engin bir tevekkülle sürmekte kırkidindi

Bezmde mest olan câmlar bâde dolmakta şimdi

Efsunlu nefesini üfle neyine sâki,

Kanları tutuşturan o sevda busesiydi…


O yer ki Hacettepe, bir can bin can içinde

Kırk kapının kırkı da bin bir devran içinde

Devâsâ sütunların binlercesi içinde

Arısoy, bir sütunda bir seng kitabesiydi…


8 Temmuz 1988

Ayşe Engin Arısoy – Emin Sami Arısoy

Hacettepe Çocuk Hastanesi 8 Temmuz 1958’de kuruldu, 8 Temmuz 1988’de kuruluşunun otuzuncu yıldönümünü kutladı. “Âl-i Şifahane-i Etfal-i Hacettepe”, Hacettepe Çocuk Hastanesi’nin kuruluşunu ve “öykü”sünü anlatmaya çalışırken, geçen otuz yılda Hacettepe Çocuk Hastanesi’ne, çocuk sağlığı ve hastalıkları alanında, profesör ya da doçent olarak emek veren “hoca”ları da1 anmayı amaçlamıştır.

1Âl-i Şifahane-i Etfal-i Hacettepe”de yer alış sırasına göre (yer alış sırası, soyadların dize yapısına uygunluğuna göre oluşmuştur; “kıdem” sırasını yansıtmamaktadır):

İhsan Doğramacı (Hocabey), Mithat Çoruh, Ali Ertuğrul, Keriman Tınaztepe, Burhan Say, Namık Çevik, Muhsin Saraçlar, Yıldız Saraçlar, Tahsin Tuncalı, Çiğdem Altay, İzzet Berkel, Ümit Saatçi, Şencan Özme, Nihat Bilginturan, Abdullah Kenanoğlu, Albert Eckstein, Şinasi Özsoylu, Ahmet Ajun, Sevinç Oral, Ergül Tunçbilek, Yavuz Renda, Kalbiye Yalaz, Gönül Hiçsönmez, Emire Özdirim, Erol Kınık, Vedat Sezer, Servet Bilir, Müyesser Tunçer, Kemal Özkaragöz, Arman Bilgiç, Ayhan Göçmen, Gülten Seçmeer, Yunus Müftü, Altan Günalp, Sevim Balcı, Kutay Tayşi, Nurten Koçak, Güler Kanra, Tekin Kanra, İmran Özalp, Nurşen Yordam, Olcay Oran, Fügen Ersoy, Melda Çağlar, Gülsevin Tekinalp, Özden Sanal, Vahide Zamanî, Safiye Göğüş, Sevgi Yetgin, Gülşen Erdem, William Gene Klingberg, Joe Wray, William L. Nute, Ayşin Bakkaloğlu, Tuğrul Pırnar, Münevver Büyükpamukçu, Fatoş Tanzer, İbrahim Erkul, Sabiha Aysun, Ayfer Gür, Fikriye Sarıkayalar, Sadi Vidinlisan, Sabri Acar, Gönül Adalıoğlu, Nuran Gürses, Alev Hasanoğlu, Enver Hasanoğlu, Sırrı Bektaş, Ayfer Tuncer, Olcay Yeğin, Süheyla Özkutlu, Nesrin Beşbaş, Tahsin Teziç, Gülsev Kale, Aytemiz Gürgey, Faik Sarıalioğlu, Turgay Coşkun, Sema Özer.

Sözlükçe:

âb-ı hayat: içeni ölümsüz kılan su, ölümsüz yaşam suyu; tasavvufta insanı ölümsüz kılan gerçek aşka ve yalnızca Tanrının bildiği, ancak dilediği peygamber ve ermişlere öğrettiği tanrısal sırları öğrenme bilimi.

acun: evren; dünya.

âl: yüce, ulu; aile.

âvaze: ses; yüksek ses, yüksek sesle bağırma, nâra.

bâde: içki; insanı kendinden geçiren tanrısal aşk.

baki: kalan, kalıcı, ölmeyen; Tanrı.

bezm: toplantı, dost toplantısı, meclis; içkili, eğlenceli, yiyip içmeli, söyleşmeli yakın arkadaş toplantısı.

buse: öpücük.

câm: içki kadehi; cam ya da topraktan yapılmış bardak.

can: Bektaşî ve Mevlevîlikte yol arkadaşı, tarikat kardeşi, derviş; gönül, yürek, insanın duygularını taşıyan iç dünyası.

dem: an, zaman; soluk, nefes.

devâsâ: çok büyük, dev gibi.

devran: kimi tarikatlarda dervişlerin halka oluşturup dönerek yaptıkları tapınma (zikir); dönüp dolaşmak, dönme, dönüş; zaman, çağ.

efsun: afsun, büyü, sihir; insanı kendinden geçirecek denli güçlü, büyüleyici etki.

eleğimsağma: gökkuşağı.

engin: ucu bucağı görünmeyecek denli geniş, uçsuz bucaksız, çok geniş; “Engin” olarak bir Türk kadın adı.

eren: ermiş, evliya, velî, Tanrıya yakınlık düzeyine ve Tanrının bilmesine izin verdiği tanrısal bilgiye ulaşmış kişi.

etfal: çocuklar.

gazâ: inanç uğruna yapılan savaş, kutsal savaş, cihat.

girdap: su çevrintisi, burgaç; içinden çıkılamaz ölçüde tehlikeli ya da zor durum.

hakkolunmak: maden, taş, tahta ya da bir başka madde üzerine bir yazı ya da desen olarak kazınmak, oyulmak.

hançere: imik, gırtlak.

hazar: barış; “Hazar” olarak bir Türk erkek adı.

Kaf Dağı: Zümrüdüankanın (anka kuşu) yaşadığına inanılan ve yeryüzünü çepçevre kuşattığı kabul edilen söylencesel dağ.

kırk kapı: Anadolu Aleviliği ve Bektaşilikte kişiyi aşama aşama kâmil (olgun) insan düzeyine ulaştıracağına inanılan ilkeler bütünü “dört kapı kırk makam” adıyla bilinir. Anadolu’da kimi yörelerde bu ilkeler bütünü için “kırk kapı” adı da kullanılır.

kırkikindi: Kimi yörelerde, özellikle Orta Anadolu’da baharda hemen her gün ikindi zamanı yağan sürekli yağmur.

kırklar: tasavvufta âlemlerin (yerde ve gökte yaratılmış olan her şey) ruhsal (mânevî) olarak yöneticisi durumunda olan kırk ermiş kişi.

kitabe: yazıt.

mahşer: İslam inanışında kıyamet günü bütün insanların, dünya yaşamında yaptıklarının hesabını Tanrı huzurunda vermek üzere yeniden dirilip toplanacakları yer.

meclis: Söyleşmek için bir araya gelmiş yakın arkadaş, eş dost topluluğu.

mest olmak: içki ve benzeri sarhoşluk veren bir şeyin etkisiyle bilinci zayıflamak, kendinden geçmek; aşk, sevgi, zevk ve benzeri bir duygudan ötürü sarhoş olmak, aklı başından gitmek, kendinden geçmek; çok mutlu olmak, mutluluktan sarhoş gibi olmak.

nakşolunmak: kalıcı bir biçimde iyice yerleştirilmek; resmedilmek, resmi çizilmek.

rahle: üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, kimisi açılıp kapanabilen alçak, küçük masa.

sâkî: içki meclisinde içki dağıtan, kadehlere içki koyan kişi; tasavvufta insanda Tanrı aşkını uyandıran, gönüle Tanrı sevgisi, -dolayısıyla, varlığın birliği inanışından ötürü- insan sevgisi, doğa sevgisi sunan kişi.

sefer: savaş için yapılan yolculuk, savaşa gidiş ve yapılan savaş; Tanrı sevgisiyle - dolayısıyla, varlığın birliği inanışından ötürü- insan sevgisi, doğa sevgisiyle- dolup taşan insan gönlünün dünyasal bağlardan kurtulup tanrıya yönelişi, maddeden mânâya (asıl, öz, gerçek) yolculuğu.

seng, senk: taş.

sır: bir amaca, bir ülküye erişmeyi sağlayan yol, yöntem; aklın anlamak ve açıklamakta yetersiz kaldığı şey.

sırat (köprüsü): İslam inanışına göre, cehennemin üzerinde kurulmuş olan, mahşer günü üstünden yalnızca günahsızların geçebileceği, geçenlerin cennete gideceği, günahlılarınsa üzerinden cehenneme düşeceklerine inanılan “kıldan ince, kılıçtan keskin” dar köprü.

sufî: derviş, tasavvufu bir yaşam biçimi olarak benimseyen.

sûr: içi boru gibi boş olan ve üfürülerek ses çıkarılan büyük boynuz. İslam inanışına göre, dört büyük melekten İsrâfil’in, Tanrı’nın emriyle sûra üflemesiyle kıyamet başlayacaktır.

şifahane: hastane.

şirâze: geleneksel yöntemle yapılan kitap ciltlerinde sayfa kümelerinin dikildiği ipliklerin uzun bırakılan uçlarının birleştirilip örülmesinden oluşan, sayfaları düzgün tutmaya, dağılmasını önlemeye yarayan ibrişim (bükülmüş, eğirilmiş ipekten iplik) şerit.

tan: seher, güneşin doğması, şafak sökmesi öncesindeki alacakaranlık.

tan yeli: seher yeli, sabah rüzgârı; “Tanyeli” olarak bir Türk kadın adı.

tasavvuf: Tanrının niteliğini ve evrenin oluşumunu, varlığın birliği (vahdet-i vücut) anlayışıyla açıklayan dinsel ve düşünsel akım.

tevekkül: her türlü yola başvurduktan sonra, sonucu Tanrıya, yazgıya, oluruna bırakma, yazgıya boyun eğme.

tılsım: olağanüstü bir etki taşıdığına ve herkesçe bilinmeyen, esrarlı işler yapabileceğine inanılan güç.

varak: yaprak; kitap yaprağı; dövülerek ince bir yaprak durumuna getirilmiş altın, gümüş ya da bir başka maden tabakası.

yediler: tasavvufta Tanrı tarafındanâlemleri (yerde ve gökte yaratılmış olan her şey) ruhsal (mânevî) olarak yönetmekle görevlendirildiğine ve kendilerine âlemlere hükmetme izni verilmiş olduğuna inanılan velîlerin (ermiş, Tanrıya yakınlık basamağına ulaşmış) belli bir düzeyde olan yedisi.

zümrüdüanka: Masallarda adı geçen söylencesel kuş, anka kuşu.

İlgilisi için kaynakça:

Hacettepe Çocuk Hastanesi için:

  1. Murat Yurdakök. History of Hacettepe / Hacettepe Tarihi. Ankara: Öztürk Matbaası, 1984.
  2. Murat Yurdakök. Hacettepe Çocuk Hastanesi Tarihi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Basımevi, 1992.

Albert Eckstein için:

1.Nejat Akar. Bozkır Çocuklarına Bir Umut: Dr. Albert Eckstein. İstanbul: Gürer Yayınları, 2008. (Önceki basım: Nejat Akar. Anadolu’da Bir Çocuk Doktoru: Ord. Prof. Dr. Albert Eckstein. Ankara: Pelikan Yayınları, 2003)

William Gene Klingberg için:

1.Şinasi Özsoylu. Söyleşi. Türk Hematoloji Derneği Bülteni – Mayıs-Haziran 2012;1(3):8.

William Gene Klingberg ve Joe Wray için:

1.Ayten Cangır. Why did I become a pediatric oncologist? Grant Taylor (ed.).Pioneers in Pediatric Oncology. Houston: The University of Texas MD Anderson Cancer Center, 1990:45-54.

“My graduation coincided with the creation of Hacettepe Children’s Hospital in Ankara, which was founded on the idealistic goals of the well-known Turkish pediatrician, Dr. Ihsan Dogramaci. The hospital was built according to U.S. standards, and two American pediatricians, Drs. William Gene Klinberg and Joe Wray, were appointed to train the young doctors in pediatrics. These two physicians dedicated at least two years of their lives to the education of pediatricians in a developing country, where living standards were not comparable with those of the United States.

Both were highly knowledgeable and highly motivated. They worked as hard as the house officers and inculcated in their students the best concepts of pediatric patient care. To ensure communication with them, Dr. Dogramaci instutited a training program in English for the non-English-speaking house officers, which included me. This was an intensive four month-course of five hour sessions per day given by the Turkish-American Association.”

Joe Wray için:

1.http://www.cumc.columbia.edu/dept/mailman/news/e-newsletter/AtTheFrontline-vol1no3/fy-Joe-Wray.html “... In 1956, Dr. Wray became the first chief resident at the newly built Hacettepe Children’s Hospital in Ankara, Turkey.”